Perşembe , 22 Şubat 2018

Ana Kuzusu mu Hanım Köylü mü?

Geleneksel yapı der ki; “Mutlu olmak istiyorsan mutlu edeceksin. ( Eşini, aileni, onun ailesini, kendi aileni, çocuğunu, komşunu, hatta herkesi.)

Modern yapı der ki; “Mutlu etmek için önce kendin mutlu olmalısın.”

Evlilik dâhil, tüm ilişkiler, bu iki düşünce arasında sıkışıp kalır ve denge kurulamaz ise, çatışma çıkar. ( Tarihler boyunca ve günümüzde de sorun olmaya devam eden gelin kaynana çatışması buna en güzel örnektir. )

Özellikle bizim toplumsal yapımıza uygun, biraz daha geleneksel toplumlarda ki evlilikler,  sadece iki kişi arasında değil adeta tüm aile arasındaki anlaşma esasına dayanır. Zira herkesi mutlu etmek(!)esas olan şeydir.

Klasik evliliklerde, tarafların aileleri, kendi ağırlıklarını koydukları ölçüde, prestij kazanıyor gibidir.

Yani, iki kişinin kararları yanında, tarafların ailelerinin de kararları görüşleri son derece baskın ve önemli olabilmektedir.

Aksi takdirde bir taraf diğer tarafa küser. Aile içi anlaşmazlıklara neden olan bu küslükler, bazı durumlarda tamir edilemeyecek bir hal alır ve yıllarca sürer. Oysa ki fark edilmesi gereken şey, iki ailenin tamamının değil sadece iki kişinin evlendiğidir.

Denge, her ilişkide olduğu gibi, evlilik ilişkilerinde de çok önemli bir yere sahiptir. Bu dengenin en büyük aktörü ise, erkektir.

Erkeğin bu konuda görevi biraz ağır ve biraz dikkat gerektirir niteliktedir. Zira eşinin dediğini yaparsa “Hanım köylü” Annesinin dediğini yaparsa “Ana kuzusu” olacaktır. Bunun ortası yoktur. Ya da oldukça zordur.

Ne kadar masum, sahiplenme ve koruma duygusuna dayalı olursa olsun, erkeğin iki taraftan çekiştirilmesi durumunda denge sağlanamadığı içi, bu çekişme, ayrılıklarla ya da kırıcı birçok sözlü/fiziki şiddetle sonlanacaktır. ( Evlilik ve kadın programlarında gerçek hikayeleri bolca izleriz.)

Peki erkek neden, -aslında farklı konumlarda olan- eşi ve annesi tarafından paylaşım konusu yapılır?

Geleneksel anne modeli;  yememiş yedirmiş giymemiş giydirmiş saçını süpürge etmiş ve bu tür uğraşlarla hem zaman olarak, hem duygusal olarak tüm boşluklarını doldurmuş  bir modeldir. Bu tip tek tarafa aşırı ilgi davranışı, daha çok ilgisiz bir eşten ve tatminsiz bir evlilikten kaynaklı olabilmektedir. ( bu da ayrı bir tartışma konusu)

Avucunun içinde büyüttüğü çocuğu bir gün evlenince, o doldurmuş olduğu avuç boşta kalacaktır ve nasıl harcanacağı belirsiz koca bir zaman çıkacaktır ortaya.

Buradaki psikoloji, “ benim olanı aldı “ düşüncesini güçlendirir. Bu da tartışma ve en yakınındakine alınganlık olarak dışa yansır.

Öte yandan, karşı tarafta boş durmayacak; “ bundan sonra ben varım artık benim kurallarım geçerli” diyecektir. Kuralların geçerliliği tehlikeye düşerse, tartışma ve alınganlık olarak, yine en yakınındakine -eşine- yansıtacaktır. Sonuç; klasik kaynana-gelin tartışması ve anne-eş arasında kalan erkek.

Psikolojik açıdan bakıldığın da, bu tür ilişkilerde fazlası ile, -ön yargı yaklaşımların hakim olduğu görülür. Çünkü konunun asıl kaynağı “ öğrenilmiş korkulardır.”

Yani çift daha önce evlenip aileler arasında geçimsiz bir ilişki yaşamamıştır ama çevreden tecrübe edile edile öğrenilen geçimsizlik algısı ve korkusu ilişkiye hep hâkim olmuştur.

“Çoğunluğun, bu tür tartışma ve anlaşmazlıkları yaşıyor olması, düşünce olarak zihnimizde yıllarca yer eder. İlk adım olarak, sadece bakış acısını değiştirmek ya da en azınca çaba göstermek, birçok şeyi kendiliğinden değiştirecektir;

*İlk önce ön yargılardan kurtulmak gerekir.

*Çevremizdeki olumsuz örnekleri referans almamak gerekir.

*Evlenince, tarafların artık kendi başlarına ayrı bir aile olduklarını kabul etmek gerekir.

*Ben haklıyım, sen haklısın, zaman kuşak devir, bilgi mi tecrübe mi.. tartışmasına girmemek gerekir.

*En yakınlar dâhil her şeyi her kesle paylaşmamak gerekir. ( tarafların bir başkasına birbirlerini kötülemeleri gibi.)

*Sorunun açığa çıkarılması ve çözülmesi, tarafların bir birine katlanmaları zorunluluğunu ortadan kaldırır.

*Birinci ağızdan duymadan her şeye inanmamak ve her konuşulanı kişisel almamak gerekir.

*Hatırı büyük biri için ya da duyulduğunda sebep olacak üzüntü için gizli saklı işler yapmamak gerekir.

*Empati kurmak çok önemlidir. ( Kendi ailene yapılmasını istemediğini karşı tarafa yapmamak.)

*İletişimi olumlu yönde kullanmak çok önemli. ( Kelimelerin önemi kültürel ya da diğer konularda ki farklılıklardan kaynaklı alınganlıkları engeller)

*Mış gibi davranmak ( Bu kural sadece evliliklerde değil, tüm ilişkilerde çok etkilidir.  Yani, karşı taraf iyi imiş gibi bir süre öyle düşünüp iyi davranmak. Etki tepki olayı. “Sen iyi olursan karşı tarafta iyi olur” düşüncesine dayanır.)

*Tartışmaya gebe aile ortamlarından uzaklaşmak ve nezaketi korumak gerekir.

*Eleştirmek, haklı çıkma çabası, kontrol etmek gibi davranışlara girmemek gerekir.

Bu maddeler daha uzar gider ama evlilik ilişkilerinde huzur için en önemli iki kilit madde; ön yargıların kırılması ve erkeğin taraflar arasındaki dengeleyici rolüdür. Yoksa tarih boyunca olduğu gibi, gelin kaynana çatışması yıkıcı etkileriyle daha çok, sarkıllara, türkülere fıkralara, filmlere konu olmaya devam edecektir.

Hakkında Arzu Aytekin