Belki Bir Gün

Belki Bir Gün

Hayatımızın, odak noktasına getirip yerleştirdiğimiz, bazı kavramlar vardır. Bunlardan bir de “bir gün”, dür. Çözemediğimiz konular karşısında çoğunlukla susar ve bekleriz. O günü bekleriz. Hele o gün bir gelsin?

İşimizde birine kızar, ‘ben sana bir gün göstereceğim’ diye hırslanırız içimizden. O an çıkış yapamayız çünkü. O bir günü bekleriz.

Yakınımızdan birine kızar, ‘bir gün görecek herkes, benim kim olduğumu.’ der beklemeye alırız tekrar kendimizi.

Yine, bir güne ertelemişizdir her şeyi.

Bizi kestirmeden, kolaya götüren bahanelere inanırız.  ‘Sular kesikti arayamadım’ demek, gün gelir, kolay hatta mantıklı gelir bize. Hedeflere ulaşmanın uzun ve yorucu yolunu biliriz de yine de kestirmeden gitmeye çalışır, hayatımızı emanet hayatlara tutunarak devam ettiririz. Nasıl olsa o beklediğimiz bir gün gelecek (!)

İşin ilginç yanı, aynısını kendi hislerimize karşı da yaparız. Hesaplarımızı, düşlerimizi, karalarımızı sürekli sonraya bırakırız. ‘Şu işi bir halledeyim de bir akşam olsun da, bir okul bitsin de, bir emekli olayım da, bir gidip geleyim de, paramı biriktireyim de, hatta, bir öleyim de diyecek kadar kaptırır kendimizi ertelemeye.

O sürekli beklediğimiz, hangi gün ya da hangi gezegende olduğu bilinmez gün ise, hiç gelmez.

Çünkü, öyle bir gün yok! Olsa bile, ona ulaşmaya garantimiz yok. Hadi var diyelim, hiçbir şeyin aynı yerde kalacağı yok.

Zaman, duyguları da eskir, tıpkı eşyalar gibi. İki yıl önceki aklımızı hangimiz ister şu an?

Ne söyleyeceksen şimdi söyle, şimdi git, şimdi ara, şimdi başla neye başlayacaksan?  O gün bu gündür.

Arzu Aytekin