Perşembe , 22 Şubat 2018

Aile Çocuk

Okul Öncesi

okul öncesiOkul hayatının ilk evresi olması nedeniyle; anaokulu eğitimi hayati bir önem taşımaktadır.

Eğitime ilk adımın yanı sıra, gelişim psikolojisi açısından bakıldığında, algılama ve karakter gelişiminin büyük oranda tamamlandığı yaş aralığı 0-6 yaştır. Tüm hayatımız boyunca öğrendiklerimiz, bu temel üzerine eklenir. Ebeveynler olarak çocuklarımızı ilk vereceğimiz anaokulunda, nelere dikkat ettiğimizi bir düşünelim ve her detayını netleştirelim.

Anaokulun fiziki şartları mı? Şehre uzak veya şehrin içinde olması mı? Eğitim kalitesi mi? Bütçeniz mi? Okulun popüler olması mı? Şubeli ve kurumsal olması mı? Tecrübeli personel mi? Kalabalık veya butik olması mı? Servis hizmetleri mi? Okul aile iletişimi mi? Yemek menüsü mü? Hijyen koşulları mı? Hangisi veya hangileri? Tam olarak beklentiniz nedir? Hepsi mi?

Anne baba olarak, gönül hepsinden yana elbette. Ama büyük şehir şartlarını düşündüğümüzde, tüm olumlu şartları üzerinde barındıran bir okul öncesi kurum varsa hiç beklemeyin harekete geçin derim. Bende merak ettim doğrusu?

Diğer taraftan, eğitim kalitesi derken bunu net olarak tanımlıyor olmak gerekiyor. Geleneksel eğitim mi? Toplumun bir kesimine hitap eden bir eğitim modeli mi yoksa tarafsız bir eğitim mi? Farklı kültürlere ait bir eğitim mi? Veya farklı bir ekol / sistemle eğitim veren okullar mı?

Burada sorulması gereken soru şudur… Farklı bir ekolle okul öncesi eğitimini tamamlayan çocuk, acaba sonra ki eğitim hayatında, adaptasyon sorunu yaşayabilir mi? Yani, aldığı eğitimi tamamlayacak bir sistemle devam edebilecek mi?

Herkesin öncelikleri ve kriterleri farklı olmakla beraber birleşilen noktalar ortak olanlardır.

-Eğitim sisteminin okul öncesinden başlayarak bütünsel gelişime hitap etmesi gerekir. Her kurum, kendi sistemini farklı anlatıyor farklı isimle lanse ediyor olabilir. Önemli olan çocuğun fiziksel, algısal ve psikolojik gelişimin eğitim süresince, olumlu yönde eş zamanlı ilerlemesidir.

-Muhakkak yüz yüze görüşmek, kurumun eğitim sistemini çok iyi anlamak, kendi beklentilerinizle karşılaştırmak,

-Sizinle görüşen kişilerin samimiyetlerine, eğitim ve disiplin anlayışının pozitif olmasına dikkat etmek, eğitimin yanı sıra güvenlik sistemine ve hijyene ayrıca özen göstermek,

-Okul öncesi eğitim verecek okul binasının, mümkünse müstakil, trafikten uzak, doğal bahçeye sahip, mümkün olduğu kadar yeşili fazla olması çocuğun gelişimi açısından olumlu artılar oluşturacaktır.

-Tercih yaparken, kendi yetiştiğiniz zamanı ve kendi yaşama bakışınızı düşünerek karar vermemekte fayda var. Çünkü çocuğunuz sizin zamanınızın şartlarında değil, gelecek zamanın şartlarında yaşayacak ve öğrendiklerini o zamanda kullanacaktır.

Son olarak; okul öncesi doğru bilinen yanlışlara değinelim, neler olabilir? Ebeveynler olarak kafamızdan neler geçiriyoruz?

Çocuğumun ilk günü nasıl geçecek? Bensiz ne yapacak, acaba bende bütün gün okulda kalsam mı, Saat başı arasam ayıp olur mu? Aradım ulaşamadım bir şey mi oldu? Aç kaldı mı? Ne yedi? Sınıfındaki diğer çocuklar nasıl? Benim ki içlerinde ne yaptı? Biri iteledi mi? Terledi mi? Tuvalete gitti mi? Anne diye ağladı mı? Acaba arkadaşımın verdiği okula mı verseydim?

Her çocuk kendi başına bir bireydir ve ebeveynler olarak bizler sadece onlara yol gösterirken eşlik etmeliyiz. Çünkü hayatları boyunca çok farklı insanlarla ve durumlarla karşılaşacaklardır ve her zaman her şartta bizler yanlarında olamayacağız.

Çok korunarak ve sürekli her ihtiyacı sınırsız karşılanarak büyüyen çocuklar yalnız kaldıklarında rotalarını büyük oranda şaşıracaklardır. Öyleyse, olması gerektiği kadar gerekli şartları sağladıktan sonra bırakalım kendi yollarını bulmaya çalışsınlar. Düştüklerinde kalkmayı kendileri öğrensin. Tüm meraklarını gidermeyelim. İleride yaratıcı ve üretken olsunlar.

Arkadaşının itmesine, düşüp ayağının çizilmesine arkamızdan ağlamasına fazla takılmayalım. Takılmayalım ki bizler yanlarında olmadığımızda da yardımsız yürüyebilmeyi öğrensinler. Yani Z-kuşağını biraz rahat bırakalım.

 

Pozitif Disiplinle Mutlu Çocuklar

pozitif disiplinle mutlu çocuklar2Pozitif disiplinde temel amaç; çocuğa kendi davranışlarını kontrol edebilme fırsatı ve ortamının yetişkin tarafından verilmesidir. Yetişkin burada sadece koçluk yapacaktır.

(Koç; eleştirmez, akıl vermez, direk yol göstermez, karşılaştırma yapmaz. Sadece bireyi yol üzerinde tutmaya çalışır.)

Pozitif disiplin; hayata dair kuralları öğretirken, öz güvenin zedelenmemesi, kendini kötü ve yetersiz hissetmemesi ve aynı zamanda çözümün kendisinin fark etmesi yönünde, çocuğa yardımcı olur ve olumlu davranışların zamanla alışkanlık haline gelmesini sağlar.

-Pozitif disiplinde en etkili araç, hiç şüphesiz iletişim dilinin doğru kullanılmasıdır. Çocuğa karşı, doğru iletişim dilini kullanmak demek öncelikle; ses tonundan bakıştaki ifadeye kadar, tüm beden dilinin, kelimelerle uyum içerisinde olması, yani söylenmek istenenle aynı anlamı ifade etmesi anlamına gelir. Yine burada tıpkı yetişkin iletişiminde olduğu gibi, karşıya verilen samimiyet ve kendini önemli hissettirme, etkili iletişimin temel kuralıdır.

-Olumsuz davranışlarına verilen tepkilerde, özellikle ses tonundaki yumuşak geçişler ve “ben” dilini kullanmak çok önemlidir. “Sen” dili dediğimiz “böyle yapmalısın, öğle yapmalısın, uyumalısın, çalışmalısın vs. gibi ifade tarzı emir ve yargı içerir. O nedenle yapmasını istediğimiz davranışı mümkünse nedeni ile birlikte ve “ben” dili ile açıklamalıyız. “Ben” dili çocuğa aynı zamanda sorumluluk aşılar.

(Uyumak istemeyen bir çocuğa, “hemen uyumalısın yerine “uyumazsan ben çok üzülürüm” veya gece dışarı çıkmak isteyen çocuğa “hayır bu saatte kesinlikle çıkamazsın” yerine “geç saatte sokağa çıkman beni endişelendirir.” şeklinde ifadeler kullanmak gibi.)

Çocukla iletişim kurarken, yüz hizasına eğilerek yapıcı bir dille konuşmak gibi çok bilinen davranış modellerinin dışında daha başka nasıl yaklaşılabilir?

-Öncelikle bir ebeveyn ya da eğitimci, davranış ve tutumlarını, kendi bulunduğu yerden değil onun bulunduğu yerden bakarak ayarlamalıdır. O nedenle, yetişkinin her durumda sakinliğini koruması ve çocuğun kendini ifade etmesine izin vermesi şarttır. (Telefonla konuşurken, biriyle sohbet ederken ısrarla soru soran çocuğu uzaklaştırmak yerine, diğer kişiye, “bir dakika” deyip bir cümleyle bile olsa çocuğa cevap vermek gibi

-Pozitif disiplinde, bir diğer önemli kural, çocuğa seçenek tanınmasıdır. Seçenek karşısında çocuk bulunduğu duygudan kısa bir sürede olsa uzaklaşacak dikkati farklı yöne kayacaktır.

(Kıyafetini giymek istemeyen bir çocuğa, “önce şunu mu yoksa bunu mu giymek istersin gibi.)

-Çocuğun özgürlük alanı olmalıdır. Düzen adına engellediğimiz, ortadan kaldırdığımız her şey onun fiziksel ve bilişsel motor becerilerini geciktirir. Oyuncaklarına eşyalarına özgürce ve rahatça ulaşabilmelidir. Onları seçebilmeli -çok fazla tehlike arz etmediği sürece- eşyalara dokunarak / düşüp kendi kalkarak oto kontrolünü kendi sağlayabilmelidir.

-Bir şeyi yapıp yapmayacağı konusundan daha çok, nasıl yapacağı / neden yapmayacağı konusunda bilgilendirilmelidir. Bu davranış onun, yetişkin olduğunda kendi karalarını verebilme, yeteneğini güçlendirir.

–Yanlış inanç kalıplarına dikkat; “Çocuktur geçer, anlamaz, büyür unutur, onun dediği mi olacak?” Türünden artık geçerliliğini yitirmiş fakat kalıplaşmış düşünceleri bira an önce bırakmak gerekir. Öğrenmenin en yüksek olduğu ve karakter gelişimin önemli bir kısmının oluştuğu 3-6 yaş arası dönemde her şey ileriki hayatta geri dönmek üzere kayıt edilir. Dikkat edilirse, günümüzün çocuklarının farkındalığı ve algıları küçümsenmeyecek kadar ileri düzeyde. Çünkü yaratıcılığı besleyen merak duygusunun en baskın olduğu dönem, çocukluk dönemidir.

-Çocuklara sorumluluklar verilerek hayata daha dirençli hazırlanmaları sağlanmalıdır. (Odasındaki eşyaları toplamak mutfakta ufak işlerde rol vermek gibi)

–Cinsiyet ayrımına dikkat: (Bizim gibi ataerkil toplumlarda özellikle erkek çocukları tamamen anne tarafından koruma altındadır. “Erkek adam” inanç kalıbı daha bu dönemde oluşturulmaya başlar. Çocuk yetişkin olduğunda dahi her şeyinin annesi tarafından yapılıp temin edilmesine alışmıştır. Evlilik hayatında bile korumacı kollamacı ve tıpkı annesi gibi fedakârlıkta sınır tanımayan bir eş modeli arar. O nedenle uzun vadede eğitimde değişim isteniyor ise, eğitime öncelikle ebeveynlerden, özellikle annelerden başlanmalıdır.)

-Çocuğa kesinlikle ismiyle hitap edilmelidir. (Annem, babam, annecim babacım, aşkım, sevgilim hitaplarının hiçbiri uygun değildir.)

-Çocuğa nasihatten çok model olunmalıdır. Kitap oku demekten ziyade kitap okuyan bir ebeveyne sahip olması, okuma alışkanlığı edinmesi açısından daha etkilidir. Veya sigaranın zararlarından bahsedip, sigara içen bir ebeveynin verdiği nasihatler pek etkili olmayacaktır.

–Öğrenme rahat ortamda olur; Çocuk kendini güvende hissetmez ise öğrenme önceliğini yalan veya yansıtma gibi olumsuz davranışlara bırakır. Günümüzde önem kazanan, disiplinin pozitif kısmı burada daha öne çıkar. Yetişkin kendi zamanından örneklerle hareket etmemelidir. Aksi takdirde çocuk yetişkin olduğunda kuşak çatışması kaçınılmaz olur.

(Evet, bizim zamanımızda ebeveynlerin şöyle birkaç göz işareti ile talimatı alıyor ve uyguluyorduk belki. Hatta ergenlik sorunları, iki yaş sendromu gibi tabirlerde o zamanlar yoktu. Ama aynı yöntemler, şimdi için, ne geçerli nede yeterlidir. Çünkü insanoğlu doğası gereği değişmek zorundadır ve değişti de. Öyleyse “bizim zamanımızda diye başlayan cümleler yerine doğru zaman olan şimdiki zaman üzerinde ve çözümleri üzerinde düşünmeliyiz.

“Zaman sana uymazsa sen zamana uy.”

–Kullanılan kelime ve cümlelere dikkat. “Sen çok akıllısın” yerine “teşekkür ederim” demek “lütfen” demek, her durumda iyi niyetle, yapıcı ve iş birliği içerisinde yaklaşmak, inatlaşmamak, sevgiyle kucaklaşmak, paylaşımcı olmak, fikirlerine olumlu yaklaşmak düşünce ve hayallerini dinlemek, tutarlı paylaşımcı ve yüreklendirici davranmak bir yetişkinin çocuğa karşı çok önemli diğer davranış yöntemleridir.

“Eğitim olmazsa, olmaz. Eğitim adına yapılan her yatırım insana yapılan yatırımdır.”

Hareketsizliğe Dikkat

hareketsizliğe dikkatMakineleşmenin hızla artması ile beraber, çağımızın en önemli sorunu olan hareketsizlik, sağlık sorunlarının en büyük nedeni olarak karşımıza çıkıyor.

Günümüzde artık hareketsizliğin yarattığı hastalıklar daha ön planda.  (Obezite, yüksek tansiyon, yorgunluk, depresyon ve kalp rahatsızlığı…)

Hareketsizlik ölüme neden olan risk faktörleri arasında 4.sırada

Dünyada fiziksel hareketsizlik nedeniyle her yıl 3,2 milyon kişi yaşamını kaybediyor. (Hilal Özcebe)

Yürümek, en kolay, zahmetsiz ve masrafsız bir egzersizdir. YÜRÜYÜŞ YAPIN!

Fakat herhangi bir fiziksel aktivitede dikkate alınması gereken en önemli konu; kişinin buna engel teşkil edecek sağlık sorununun olup olmadığıdır. Yani bilinçsizce yapılan spor, istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Mesela aşırı sıcak havada yapılan yürüyüş veya fazla beslenmenin arkasından yapılan yürüyüş gibi. Ya da, vücudun hava almasını engelleyecek şekilde sıkı kıyafet ve yanlış ayakkabı giyerek yapılan yürüyüş sakıncalıdır.

Ayrıca sağlık sorunu olanların, doktorunun verdiği egzersiz önerisi doğrultusunda hareket etmeleri gerekir.

Kendimize en uygun sporu belirledikten sonra, en önemli adım, bunu DÜZENLİ hale getirmektir.

Hastalık riski ancak düzenli spor yapmakla azaltılabilir.

Kimler risk altında?

İş hayatında sürekli masa başı çalışanları (Özellikle ilerleyen yaşlarda bu risk faktörlerine konu olan kişilerin başında geliyor.)

Genetik olarak kilo almaya müsait olanlar.

Neler yapılabilir?

-Kısa mesafelerde araç kullanmak yerine, yürümek tercih edilmelidir. (Günümüzde artık yan binaya giderken bile araç kullanır durumdayız.)

-Asansör yerine merdiven kullanılabilir.

-Ofis içinde yakın mesafeye, telefon açmak yerine yürüyerek gidilebilir.

-Sürekli oturmak yerine arada ayağa kalkılmalı veya oturur vaziyetteyken ayaklar bilekten dairesel hareketlerle rahatlatılmalıdır.

-Bisiklet kullanmak tercih edilmeli, (Tabi yollar ve zaman müsaitse)

-İş dışı zamanların dışında TV başında geçirilen saatleri azaltılmalı,

Yürümenin En Önemli Faydaları: (saglikvakti.com)

-Kan akışı hızlanır. Hızlı akan kan, kan damarlarını genişletir. Bu sayede vücuttaki dolaşımda hızlanır. Vücutta ki kalp, beyin ve damar rahatsızlıkları oluşma riski de azalır.

-Vücuda güç kazandırır.

-Kalbin atım hızını arttırarak, pompalanan kan miktarını arttırır.

-Düzenli yapılan yürüyüş, egzersiz, spor veya stres anlarında kan basıncının yükselmesini önler.

-Kan basıncını düzenler.

-Kalp kaslarının iyice çalışmasını sağlayarak beslenmesini kolaylaştırır. Olası bir tıkanıklığın etkilerini azaltır.

-Kilolu kişilerde obez olma ihtimalini azaltır.

-Vücudun sindirim sistemine yardımcı olur, hızlandırır.

-Kalbin daha çok çalışmasını sağlayarak, beyine oksijen gitmesine sebep olur.

-Vücuttaki her çeşit dolaşımı hızlandırır.

-Vücudun büyümesinin daha hızlı olmasını sağlar.

-Kanda bulunan yağ miktarını azaltır.

-Stresi azaltır, kişinin ruh halinin düzelmesini sağlar.

-Estetik açıdan güzel bir görünüm kazandırır.

-Kemikleri sağlamlaştırır.

-Vücudun dayanıklılığını arttırır.

Daha ne olsun?

İlişkilerde Esnek Olmak

ilişkilerde esnek olmakİlişkilerde sürekliliği sağlayan esnekliktir.

Gün gelir, olmaz dediğimiz şeyler olur. Asla yapmam dediğimiz şeyleri yaparken buluruz kendimizi. Fikirler değişir gelişir veya kaybolur.  O nedenle, değişmez değer yargılarımız, olmazsa olmazlarımız ne kadar fazla ise, birliktelik o kadar tatsız tuzsuz ve kısa ömürlü olacaktır.

İnsanı, kendisi olmaktan uzaklaştıran her şey, kısa vadede bağlılık gibi gözükse de, uzun vade de ilişkiyi, tamamen bir bağımlılık haline dönüştürür.

Bağımlılıkta, taraflar kendi değer yargılarına göre bir birlerini değiştirmeye çalışırlar. Her şeylerini bilmek, haberdar olmak görmek isterler. Sahip olma karşılığında, tüm fedakarlığı yapmaya hazır gibidirler.

Esneklik olmazsa tükenme olur.

İhanet ve üçüncü kişilerin müdahalesi dışında, ilişkiyi bitiren en büyük neden, “tükenme” dir. Tükenmeye örnek olarak; çiftlerin aşırı yüz göz olma soncu bir birlerine, alan tanımaması veya “sensiz nefes alamam” yaklaşımlarıyla bağlılığı, bağımlılığa dönüştürmesi durumudur.

Sonu baştan belli olan birliktelikler çoktur mesela; bunlar, “paket ilişkiler” dediğimiz başlamadan tüketilen ilişkilerdir. Adeta yemek tarifi gibi tarifler yapılır ve beklenti içine girilir. Maddi manevi bol bol karşılaştırma ve kıyaslamalar vardır bu tariflerde. Boyu şöyle olsun, saçı böyle olsun. Bakışı şuna benzesin. Şöyle davransın, böyle romantik olsun ve mümkünse Süperman veya Prenses olsun.

İş ciddiyete varmadan o kadar çok konuşulur ki neredeyse konuşacak bir şey kalmaz ve taraflar hatta tarafların aileleri dahi ilişkiyi tüketir. Taraflar, kendisi olabildiği ölçüde, o ilişki yürür.

“İnanç kalıpları dediğimiz, gelecekteki bir durumu yaşamadan, onu yaşayacakmışçasına kabullenme tutumu, bu şekilde zamanla zihne yerleşir ve zihinde normalleştirilir.

Sağlıklı ilişkiler alma ve verme esasına dayanır. Verdiğin ölçüde alırsın. Sevdiğin ölçüde sevilirsin. Hayatın dengesi bu şekilde sağlanır.

Z-Kuşağına Dikkat!

Kuşaklar arası çatışma neden bu kadar keskin? Bir nesil, diğerinin yaptığını onaylamıyor, diğeri ötekilerini beğenmiyor? Kuşakların, özelliklerine göre bölünmesinin altında ki tek neden, teknoloji mi?

Sürekli gelişen teknolojinin hayat şartlarını değiştirdiği ve nesiller arasındaki ayrımları daha da keskinleştirdiği kesin.

O halde iletişim dilini daha etkin kullanabilmeyi öğrenmeliyiz. Bunun yollarından biri de nesillerin karakteristik özelliklerini iyi bilmektir. Bunu öğrenme esnekliğini gösterebildiğimiz takdirde, belki çocuklarımızla daha iyi anlaşıyor olabileceğiz.

Konuyu daha netleştirmek için diğer tüm kuşaklardan daha farklı bir çizgiye sahip olan, z kuşağının özelliklerine bir bakalım;

2000 sonrası doğanlar bu kuşağın bireyleridir. 90 ve 2000 yılları arasındaki Milenyum kuşağı ile biraz benzeşse de Z-kuşağı tüm dünya da farklı ve ortak bir yapıyı benimser adeta.

-Rahat görünümlüdürler (Bu da ebeveynler tarafından genellikle vurdumduymaz ve lakayt olarak algılanır)

-Her şeyin kolayını severler.

-Kural ve uygulamaları önemsemedikleri için kararsızdırlar.

-Bireysel düşünürler ve tüketicidirler.

-Aynı anda birçok şey düşünebilirler. (Kafaları meşgul ve dinlemiyormuş gibi algılanırlar )

-Aynı anda birçok şey yapabilirler. ( Bir taraftan konuşur diğer taraftan ellerindeki telefonla eş zamanlı sosyal medyada mesaj vs. atabilirler. Bu da biraz kuralcı olan y nesli ebeveynlere –konuşurken dinlemiyor saygısı yok- diye düşündürür.)

-Kural ve yasaklara karşı dirençlidirler. Çünkü başlarına buyrukturlar ve teknolojisiz bir hayat bilmedikleri için ebeveynlerin kural ve yasaklarını bir türlü anlayamazlar.

-Sosyal mesafe konusuna pek dikkat etmezler. Rahat ve samimi davranırlar, yakın otururlar. Kafa yormazlar.

-Sosyalleşmeyi İnternet yoluyla tercih ederler. (Büyükler tarafından –bizimle iletişim kurmuyor – şeklinde yorumlanır.)

– Dikkat süreleri son derece kısa fakat algılamaları yüksek

-Keyifli ortamlarda daha iyi öğrenirler o nedenle klasik öğrenme yöntemi ihtiyaçlarına pek cevap vermez.

-Teknoloji çağında doğmuş olmaları, onları ekoloji ve doğal ortamdan uzaklaştırmıştır.

-İletişim şekli olarak yüz yüze iletişimi pek tercih etmezler.

-İnternet’in olmadığı ortamları -hayatın durması olarak- tanımlarlar.

-Edilgen değil etken olmayı tercih ederler.

-Kural tanımadıkları için daha yaratıcıdırlar.

-Daha çok sonuç odaklıdırlar. (Çünkü dönemlerine göre gelişmiş teknolojik sistem onların yerine karar vermektedir. Onlara ise, sadece işi yapmak ve bitirmek kalır)

-Dikkat ve konsantrasyon gerektiren işlerde zorlanırlar, çünkü aynı anda bir çok şeyle uğraşmak isterler.

-Yüz yüze iletişimden uzak oldukları için kalabalık içinde yalnızdırlar. İleride yalnız yaşamayı tercih edeceklerdir.

Sonuç olarak, bu ve benzeri özelliklere sahip Z-kuşağı tüm dünyada ortak özellik gösterir. Ebeveyn olarak Z-kuşağına yaklaşırken, biraz farklı açıdan bakmamız gerekecektir belki de.

” Vah vah benim çocuğumun hali ne olacak? Laf dinlemiyor, yüzüme bakmıyor, sürekli bilgisayarda, kural tanımıyor, dikkatsiz, istekleri bitmiyor vs. diye etiketlemeden önce biraz daha dikkat?

Zira yaklaşım tarzımızı kendi kuşağımızdaki yoldan belirlersek, başarılı olamayacağımız kesin.