Çocuk Bakmak mı, Korumak mı?

Çocuk Bakmak mı, Korumak mı?

Bakmak ile korumak arasındaki farkı, ebeveynler olarak pek ayırt edemeyiz. Zira, daha çocuk doğar doğmaz, ilk önce, kilosu ve boyu gibi fiziki ölçülerinin ne olduğunu merak eder, kilolu bir bebek olarak doğmuşsa, bir tosuncuk doğurmuş olmanın mutluluğunu yaşarız tüm aile olarak.

Oysa sağlık, sadece kilo ve boy kavramıyla açıklanabilir değildir. Sonrasında, çocuğun, büyüme ve okul çağına gelme evresine kadar gözümüz sürekli üzerinde olur, her daim ağzına bir şeyler tıkamaya çalışırız. Yemezse üzülür yakınır çeşitli yollar ararız. Zira tek amacımız, zayıf değil, Onu, iri tonton bir çocuk yapmaktır. Hatta, etrafımızda ki çocukları örnek göstermekten geri kalmaz, bak nasıl yiyor? Sen bir şey yeme! Kaşık kadar kaldı suratın! diye çıkışırız.

Anne çalışıyor ise, çocuğa bakacak kişi ya bakıcı ya büyüklerinden biri ya da kreşe olacaktır. Hangisi olursa olsun, tüm gün akşama kadar çocuk ne yedi ne içti, karnı doydu mu diye düşünür, aradığında teyit eder, eğer istediği cevabı alır ise rahat eder. Tüm sorunlar hallolmuştur.

Öte yandan, akşam anne eve geldiğinde çocuğu sapasağlam alınca eline yüzü güler. Burada ki mutluluğun nedeni; çocuğun bütün gününü nasıl geçirdiğinden ziyade, yemesi içmesi, düşüp bir taraflarını incitmemiş olması, cereyanda kalıp üşütmemiş olmasıdır. İyi bakılmak, uzun yıllar bir kere bile burnu kanamamış olmasıdır.

Çocuğa bakmanın kalitesi; onu korumanın yanı sıra -bakıcı, kreş ya da anne fark etmez- nasıl vakit geçirdiği ile alakalıdır. Ruh gelişimi olarak, çocuk bir önceki günden farklı bir şey öğrenmiş ya da almış mıdır?

*Çocuk bakımı sadece göz kulak olmaktan ibaret olmamalı.

*Araştırılıp öğrenilip, yaşına uygun oyunlarla zihinsel gelişimi desteklenmelidir.

*Aşırı düzen ve disipline sokulmamalıdır.

*Uzmanlara göre 0-3 yaş arası, eğitim amaçlı kızılıp bağırılmamalıdır. (Genelde yapmasını istemediğimiz bir şeye, parmağımızı kaldırarak, üzerine yürüyerek ya da olduğu yerden hızla alarak tepkimizi koymamalıyız.  Bunun açıklaması terbiye vermekten ziyade, ‘bak ben seni yenebiliyorum’ demektir bana göre.)

*Fiziksel motor becerilerinin gelişmesi için, çok tehlikeli olanların dışında evdeki eşyalar kaldırılmamalıdır. Diğer deyişle, yürüme, tırmanma, cam, pencere açma gibi gelişimleri söz konusu olmadan önce, önüne çok fazla engel konulmamalıdır. Çocuk elleriyle dokunarak öğrenir.

*Çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimi, evin düzeninden daha önemlidir. Bu nedenle tüm oyuncakları kaldırılmamalı, sadece istenilen yerde oynayacaksın- şeklindeki disiplinler, uygun yaştan önce verilmemelidir.

*Çocuk, ufak yaşta, aile fertlerinin bir arada olduğu ortamlara dâhil edilmelidir.  Özellikle yemek masalarında çocuğun bir yeri olmalı, büyük bir bireymiş gibi onunla konuşarak yemek yedirilmeli ve kendinin de yemesi için muhakkak elleri kullandırılmalıdır. (Genelde çocuk önceden karnı doyurulup uyutulur ki rahat yemek yensin. Bu yanlış davranış çocuğu aile kavramından uzak tutar.)

*Sürekli iletişim içerisinde olmanın yanı sıra, oyuna dalıp kendi kendine oynuyor ise de müdahale etmemek gerekir.

*Çocuk, aileden sadece birinin sözünü sürekli dinliyor ise, bu, yaptığının hata olduğunu anladığı için değil, o kişiden korktuğu içindir. (zira fiziksel olarak gücü yettiğinde aynı kişiyi dinlemeyecektir.)

*Yapmasını istemediğimiz bir şeyi gerekirse defalarca bağırmadan söylemeliyiz. Hırçınlaşan çocuğun elinden çekiştirilmemeli, eline sevdiği bir nesne, oyuncak vs. verilmelidir. Bu ona güven verir.

*Bağıran ağlayan çocuğun dikkatini sabırla farklı yöne çekmeliyiz. Birilerinin rahatı için çocuk hırpalanmamalı, ufacık çocuğun yaptıklarından ötürü insanlardan özür dilemek zorunda hissedilmemelidir. Bir saniyede, gücümüzü kullanarak çözdüğümüzü sandığımız kriz, çocuğun hayatında kalıcı izler bırakır.

*Yaşı ne kadar ufak olursa olsun, göz ve yüz hizasında konuşmak gerekir.

*Çocuk çılgına dönmüş olsa bile gücümüzü ve söz geçire bilirliğimizi üzerinde test etmemeliyiz. Biz ona yukarıdan aşağıya o ise aşağıda, kendi hizasındaki şartlardan bize bakmaktadır. O nedenle yaşından önce adam olmasını büyümesini beklemek yanlıştır.

*Sosyalliğinin gelişmesi açısından ilk aylarda bile, çok sık olmasa da farklı ortamlara sokmak gerekir.

* Bir yaşını geçtikten sonra, belirli alerjisi olmadığı sürece, her şeyden yemesi ve tatmasına dikkat etmeliyiz. Kendi düşünce ve kalıplarımızı çocuklarda katı kural olarak uygulamamalıyız. Biz ne kadar engellesek te aklı erince her çocuk, çikolatasından abur cuburuna muhakkak yiyecektir.

*Uzaylıymış gibi her şeyini farklı almak ya da uygulamak doğru değildir. (Çocuk suyu, çocuk sütü çocuk menüsü, şöyle yapmaz böyle yapmaz..)

*Büyüdün artık, adam oldun, çok ayıp gibi laflar, sürekli söylenerek büyümenin sorumluluğu vaktinden evvel üzerine yüklenmemelidir.

*Büyüklerin tek anahtar davranışı; aynı konuda sürekli aynı tepkiyi vermektir. Yani, kararlı ve tutarlılık. (alışverişe gittiğinde sadece tek şey alma hakkı verilen çocuğa, bir başka bir gün birkaç tane almasına izin verilmesi gibi.)

*Kardeş bile olsa her çocuk farklıdır. O nedenle gelişimleri dikkatle incelenmeli karşılaştırmalarla, hareket edilmemelidir.

*Tıkanılan her konuda batıl inançlardan ve çevre sözlerinden ziyade, muhakkak uzman bilgisi ve görüşünü almak şarttır.

Arzu Aytekin