Çocuklar Büyür, Ebeveynler Aynı Kalır

Çocuklar Büyür, Ebeveynler Aynı Kalır

“Zaman sana uymazsa sen zamana uy.” 

Hayatımızdaki birçok konuda olduğu gibi, çocuk büyütürken de doğru bildiğimiz yanlışlarımız vardır. Aşırı duygusal davranmak bizim kültürel dokumuzda olsa da bu sınırı fazla aştığımız takdirde onları koruyup kollamak isterken kendimize bağımlı ve öz güveni az, yalnız kalmaktan korkan çocuklar yetiştirmekteyiz.

Bizim zamanımızda olan birçok şey, artık geride kalmıştır. Kendimiz bile, eskiyi özlemle anar fakat onu istemeyiz aslında. Hangimiz ilk çıkan cep telefon modelini bugün taşımak ister?

O nedenle çocukların, büyürken verdiği her tepkiyi -zamane- olarak yermeden, günümüz şartlarına uyarlamalıyız. Yaşadığımız ortam bilgisayar çağı ise yetiştirdiğimiz çocukta topaç ya da ahşap arabayla değil, bilgisayarla büyüyecektir. Bu gerçeği kabullendikten sonra asıl önemli olan yaşına uygun ve yerinde sınırlamalar yapabilmektir. Sınırlamalar konusunda ebeveynlerin uyması gereken en önemli şey tutarlı ve kararlı davranış modelleridir.

*Sabahtan akşama kadar çocuğa anlatıp ya da söylenip durmaktan ziyade, aynı davranışa model olmak daha etkilidir.

*Çünkü çocuklar işittiklerinden çok, gördüklerini yaparlar.  (Kitap okuma alışkanlığını vermek istiyorsak, çocuk bizi sürekli kendisine akıl verirken değil, elimizde kitap okurken görmelidir.)

*Ne yapması gerektiğini söyleyip, nasıl yapması gerektiğini ona bırakmalıyız. Bu basit kural, çocuğun kişilik gelişiminde son derece önemlidir. Bir şeyi yaparken ona seçenek tanımak, öz güvenini ve yaratıcılığını geliştireceği gibi, hem de kendi başının çaresine bakmasını öğretir.

*Öfke sırasında söylediğimiz yanlışlar cümlelere dikkat.  Yapmasını istediğimiz bir şeyi yaptığında, anne baba olmanın ağırlığını fazla kullandığımız durumlar vardır. (Beni çok üzüyorsun, ağlarım, ölürüm, giderim, senin yüzünden böyle oldu…) Bu tür suçlamalar çocukta kendine karşı önemsizlik duygusu yaratır ve kendini suçlu hissetmesine neden olur.

*Davranışlarımızın nedenini anlatmalı, açık ve net olmalıyız.  Çocuk bir hata yaptığında annesinin onu artık sevmeyeceğini değil, sadece yaptığı davranıştan dolayı kızgın olabileceğini bilmelidir. (Evet, sana bu davranışından dolayı kızgınım ama bu seni artık sevmeyeceğim anlamına gelmez, mesajının verilmesi.)

İstediği bir şeyi biz, yapmak istemiyorsak, bunu açıkça belirtmeliyiz. (Bugün canım oyun oynamak istemiyor çünkü gerçekten kendimi iyi hissetmiyorum.) gibi. Bu ona, istemediğimiz şeyler için, kim olursa olsun ‘hayır’ diyebileceğimiz mesajını verir.

Çocuk dışarıda yabancılarla niçin konuşmaması gerektiğini, gittiği komşuda yemek yiyip yemeyeceğinin nedenini ya da ödevlerini yapmadığında, bunun bir görev aksatma olduğunu bilmesi gerekir. Aksi halde, sadece annem öyle istiyor diye davranışlarını ayarlayacaktır. (Anlamadıklarını düşünsek, yorulsak bile, bıkmadan anlatarak, açıklayarak alışkanlıklarını yerleştirmeliyiz.)

*O yapamaz mantığıBu davranışın altında aslında annenin o çok masum kıyamama durumu olsa da çocuğun ileriki hayatında, kendi işini kendi yapamayacağına dair yanlış mesaj verilmektedir. (Koltuğa çıkamaz düşer, hızlı koşmasın çarpar, ayakkabı bağlarını kendi bağlayamaz, kendi yiyemez gibi)

*Ufak görevlere vererek ortama dahil etmek: Yaptığımız işlerde, (Mutfak ya da hafif ev işleri olabilir) onlara ufak, yaşına uygun görevler vererek hem çocuğun sorumluluk duygusunu geliştirmiş hem de bizimle vakit geçirmesini sağlamış oluruz.

*Öfke, ilgi için atılan bir çığlıktır: Öfkeli ve hırçın çocuğun muhakkak ilgi açlığı vardır ve aslında onun istediği, söylediği şeyin alınması ya da yerine getirilmesi değil, sadece iletişim kurulup ilgilenilmesidir.

*Cinsiyete göre farklı davranma: Kültürel dokulara bağlı olarak genelde erkek ve kız çocuklarına farklı roller veririz. Bunun yanı sıra erkek çocuklarına iş yaptırmayız ve hatta onların tüm işlerini biz yaparız. Bir anne olmanın yanı sıra, kadın olarak eşimizin bize ne kadar destek olmasını arzu ediyor ve yapmadığında hayal kırıklığına uğruyor isek, erkek çocuğu yetiştirirken de aynı empatiyi kurabilmeliyiz.

*Çocuğa sürekli izlendiği izlenimini vermek: Bu davranış, çocuğun herhangi bir şeyi yaparken, yüzümüze bakarak sürekli onay istemesine yol açar. Bir mağazada alışveriş yaparken görevlinin tam dibimizde bizi takip etmesi nasıl rahatsızlık veriyorsa aynı şey çocuk içinde geçerlidir. Onu uzaktan izlemeli ihtiyacı olduğunda devreye girmeliyiz.

*Yasak değil, kural olmalı: Yasak bir şeyin tamamen engellenmesi demek olup bu doğru değildir. Kural ise gelişimini destekleyici olan engellerdir. (İnterneti yasaklamak yerine saat sınırlaması koymak, farklı içerikli siteleri engellemek, alışverişte sınır koymak gibi)

*Alternatif tanımalıyız: Özellikle, okul çağındaki çocuklarımızın ne kadar uzun bilgisayarda takıldıklarından yakınırız. Bu haklı bir yakınma olsa da bilgisayar elinden alındığında neyle vakit geçireceğini bilmemeleriyle alakalıdır. Yani, daha iyi başka bir alternatif olmadığı içindir.

Bilgisayarın, sadece oyun için değil, bilgi edinme, eğlenceli bir video, birlikte izlenecek güzel bir film ..içinde var olduğunu bilmesi gerekir.

Özellikle ergenlik öncesi çocuk yeteneğine göre bir hobisine yönlendirilebilir. Böylece ergenlik dönemini biraz daha az hırçın geçirir.

*Onlara güvenmeliyiz: Büyüdükçe bize güvensizlik öğretilir. Sokaklara güvenmeyiz, yabancılara güvenmeyiz, insanlara güvenmeyiz. Bu, maalesef doğruluk payı olan durumlar karşısında nasıl davranacaklarını, onlara yaşlarına uygun ve aşırıya kaçmadan anlatmalıyız. Neden güvenmediğimizi anlatmalıyız.

Çocukların özgürlüklerini kısıtlamadan, yaşadıkları çağa göre davranıp, hayatta uyulması gereken kuralların farkına vardırmalıyız. Biz olmadan da hayatta kalabilecekleri şekilde yetiştirmeye, gayret göstermeliyiz. Hayat pamuk ipliğine bağlıdır zira.

Arzu Aytekin