Doğa Verdiğini Bir Gün Geri Alır

Doğa Verdiğini Bir Gün Geri Alır

Doğa ve insan arasında ki var olan savaş yıllarca, yine insanlar tarafından görmezden gelinmeye devam etmektedir. Bir ana gibi kucak açan bu sisteme, neden sürekli nankörce ve kaldırışlarıyla karşılık verir insanlar?

Doğa, kendine ait olanı geri almak ister; belki bir deprem olur, her şey yerle bir olur. İnsanoğlu kalkar yine aynı yere binalar diker. Yıkar döker, kırar… Beton yığınları inşa eder.

Gelecekteki farazi su savaşları, küresel ısınma ve tüm dengelerin değişeceği söylentileri, insanın doğaya açmış olduğu savaşın bir cevabı niteliğindedir. Ama aldırmaz insanoğlu; sonuna kadar açar muslukları. Kuraklık olunca da yağmur duasına çıkar.

Yeşil olan ne varsa üzerine yürür son sürat, saldırır. Tüm ağaçlar, börtü böcek yok olur. Medeniyet (!) gelir. Nefes alacak yer kalmayınca da temiz hava dilenir, uslanmaz.

Kendi ürettiği teknoloji artığı ne varsa bırakır doğaya. Görmezden bilmezden gelir, önemsemez. Sonra da amansız hastalıklarla, kanserlerle boğuşur.

Trajikomik olan bir şey ise; insanın, kaynakları hoyratça kullanıp sonra da tükenen ya da tükenme tehlikesinde olan kaynaklar karşısında ki şaşkınlığıdır!  Çaresizliğini geçtim!

Aç gözünü bir türlü doyuramaz insanoğlu. Kendi cinsine de eziyet eder, gücü yettiğince. Gidip kendine ait olmayanı hoyratça alır götürür. Birileri ise çok çalışır ama buna rağmen sadece kendine ait olanı alabilir. Oysaki dünyanın her yerinde o topraklarda yaşayan insanlara yetecek kadar bol kaynak mevcuttur doğada.

Öte yandan, nankörce reddedişin yanı sıra, bencilliğini de ekler kendi üzerine insanoğlu. Nedense, doğanın asıl sahipleri olan hayvanlara öfkesi, hiç bitmez; avlar, zevk duyar ve buna hobi der. Kimilerini kendi hizmetinde kullanır, kimilerini alır zevki için kafeslere koyar. En acımasız deneyleri dener üzerinde kimilerinin. Ölümünü inceler. Derilerini yüzer; anne karnındayken bile derilerini çeker alır, üzerine kürk ya da ceket yapar. Gerine gerine gezer. Burnunu kıvırıp iğrendiği hayvanların derilerini servet ödeyerek alır, çanta olarak yanında taşır. Sonra da gider, hayvan hakları ya da başka bir toplumsal duyarlılık üzerine etkinliklere katılır.

O halde insandaki bu intikam duygusu, çok açık adil değildir. Mutsuzluk ise; hak ettiği kadarıyla adildir. Çünkü mutsuzluk, herkesin payına düşer bir parça. Kimi gün adı açlık olur, kimi gün bolluk, kimi gün hastalık, kimi gün yalnızlık, kimi gün ayrılık…

Bozma lüksü olmadığı dengeleri iyi düşünmediği sürece insanoğlunun, medeniyet dediğimiz meziyete asla sahip olamayacağı bir gerçektir. Belki de yalnızlığı, çözümsüzlüğü ve sevgisizliğinin öfkesini farklı yerden çıkarmalıdır.

Çünkü eninde sonunda bir gün, verdiğinin tamamını geri alacaktır doğa elinden. Ve umarım o zaman başka bir gezegende, hayat bulma şansını yakalamış olursun insanoğlu?

Arzu Aytekin