Düzenli Çalışma Hayatı Yaratıcılığı Öldürüyor

Düzenli Çalışma Hayatı Yaratıcılığı Öldürüyor

Eğitimini tamamlayıp, çok iyi bir şirkette işe girme hayali, yakın gelecekte yerini farklı tercihlere bırakacak gibi gözüküyor. Tıpkı canlılar gibi; fikirler, tercihler, yönetimler, ideolojiler, medeniyetler… ama her şey, doğma büyüme ve ölme sürecini yaşamak zorundadır.

Günümüzde artık birçok kişi, freelance (Location Independent) çalışmanın önemini kavramış ve işini ofis dışına taşımıştır. Ne kadar yıl sonra bilmiyorum ama, düzen kavramı da yavaş yavaş değişime yenik düşecektir.

Ne kadar direnirsen diren ayakta kalmak için yenilenmek zorundasın

Dünün gözde meslekleri, bugünün eskisi olmuştur artık. Ülkenin sosyo-ekonomik durumuna göre şekillenen tercihler, teknolojinin baş döndürücü hızı ve trendleriyle de alakalıdır bir parça. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için tercihler; sık sık tekrar eden krizler ve gelecek kaygısı ile bir dönem -az para ama güven- temin eden kamu sektörüne kaysa da bir süre sonra parasal ihtiyaç dengelerinin değişmesi sonucu -çok emek harcayıp biraz daha fazla para- vaat eden özel sektöre kaymıştır.

Ama zamanla özel sektörler de mesai kavramıyla taçlandırılmış, uzun ve yoğun iş saatlerinin yanı sıra, çalışanlarına adeta ‘davranış paketi’ sunarak, robotlaşmış kalıplaşmış, inisiyatifi tamamen elinden alınmış insan tipleri yaratmıştır. Ek olarak, dünya krizleri misal gösterilerek kemerlerin iyice sıkılıp sömürüldüğü ve sonunda kapitalizme teslim olan, birer medeniyet canavarlarına dönüşmüştür.

Öte yandan insanın, evrende sıkışmış kalmış, bir ihtimal ortalama yetmiş yıllık ömrü, tüm bunlara göre fazla masumdur. Sabahın erken saatinde işe gidip akşamın geç saatinde eve gelen bu canlı türü, en iyi ihtimalle sadece haftanın beş gününü iş yerinde geçirse bile, hangi zaman diliminde ihtiyaçlarını giderip, sosyalleşmeye sanata, seyahate, belki kişisel bilmem nelerine vakit ayıracaktır?  Öyle ya çalışmanın dışında insanın, çevresiyle geçtim, kendisiyle geçireceği vakte, kendini tanımaya, yatkınlıklarına, dahası birçok insani şeye ihtiyacı vardır. (Para denilen şey toptan kalkmadıkça yeryüzünden, insanoğluna rahat yoktur!)

Sanatsal alanda kült haline gelmiş, ya da dünyada ki başarılı insanların hayat hikayelerini okuduğumuzda hepsinin olmasa da birçoğunun, genç yaşta okulu terk etmiş, serseri bir hayat sürdüklerine, bazılarının kafayı yemiş derecede hasta olduklarına, ama büyük işlere imza attıklarına şahit oluruz. Oysa bunlar toplumdaki makbul insan karakteri dediğimiz, düzenli çalışan, iyi ahlaklı, efendi saygılı, uyumlu, tanıma pekte uygun insanlar değillerdir.

Tembellik yapan önemsenmeyen biri, bir bakmışsın ürettiği fikirle tüm hayatını ya da insanlık hayatını, birden değiştirivermiş. Ya da okulda, dikkate almadığın, silik dediğin kişi, yıllar sonra bilmem kim olarak karşına çıkmış!  Gel de peşinden koş şimdi? Yakalayabilirsen?

Düzenli çalışma hayatı, insanın tüm vaktini elinden aldığı gibi sadece, düzenli bir gelir, bir emeklilik ve bolca iş yeri hatıraları, vaat eder. Yatkın olduğun bir yönünü, kör eder diğer taraftan. Zira tüm zamanını almıştır. Okul yıllarında resim yapıp şiir yazan kaç kişi, iş hayatına atılınca bu hobilerine devam edebilmiştir? Hele evlilik çoluk çocuk, ev taksit…olaylarına girmişse, bir zamanlar sanatın şu dalında çok iyiydim dese, kim inanır?

O halde bir yerlerde bir terslik olmalı. Kolay değil evet, ya makul insan olacaksın, yani; bir yere kapağı atıp, düzenli, uyumlu ama bir o kadar da ideal ve hayallerinden arınmış saf temiz, emekliliğini bekleyip, ufak seyahatler ve arkadaş guruplarıyla yetinen ileri orta yaş olup çıkacaksın.

Ya da köklü bir değişim elinden gelmese bile, hangi ortam ve şartlar içinde olursan ol muhakkak kendin için yapacak bir şeyler bulacaksın. Bu şekilde hayattan, zaman kazanımların olabilir.

Seni geliştiren her ne ise onun peşinden koşmak gibi.’ Hayattaki ufak değişiklikler bile bazen insanın, farklı hayatlar yaşama duygusunu giderir. Her gün yaptığın şeyleri farklı yollarla yap mesela, bugün uzak bir yerde in ve yürü gideceğin yere. (İnsan yürürken daha iyi düşünürmüş.) Yıllarca aynı evde oturmayıp semt değiştir. Seyahatini güneş altında yanarak değil gezerek yap bu senede, Hayat tarzın ve rutinlerinde ufak oynamalar yap yani…Hayatına tek düzelik veren alışkanlıklardan birer birer, ama eğlenerek vazgeç. (Neler olacağını sen daha bilirsin.)

Yaratıcılık dediğimiz; herkesin gördüğü şeyi görüp, fakat o şey hakkında farklı düşünmek, temelde var olan şeyi fark etmek kadar, zaman kavramıyla da paralel bir konudur.

Sanat biraz bohem bir yaşam tarzını gerektirir. Hayatımızdaki aşırı düzenler yaratıcılığımızı sekteye uğratır.

Fakat, her şeye rağmen şanslı bir yüzyıldasın! Çünkü teknolojinin en büyük nimeti elinin altında; Bilgi.

Bilgiye ulaşmanın bu derece kolay olduğu bir çağda mazeret uydurma hakkımız yok! Bilgi bize bir ‘tık’ kadar yakın. Eğitim ya da yaşam düzeyin ne olursa olsun (Afrika da değilsen tabi) herkes için aynı uzaklıkta. Sadece bir tık.

Son olarak; Zeki olmakla akıllı olmak arasındaki fark düşünmeye değerdir. Aynı zekaya sahip insanlar farklı yerlerdedir bu hayatta. Gerçekten, dünyanın önde gelen şirketlerinin başında olanlar, çok başarılı ya da çok zeki olanlar mıdır? Ya da IQ olarak aynı zekâ düzeyine sahip, ama ipsiz sapsız, ötelenmiş biriyle arasında ki fark nedir bu insanların?  Onu da sen bul?

Arzu Aytekin