Eskiden Kişisel Gelişim mi vardı

Eskiden Kişisel Gelişim mi vardı

Eskiden Kişisel Gelişim mi vardıSon yıllarda, ciddi bir endüstri haline gelen ve artık, bir ihtiyaç olduğu kabul edilen “kişisel gelişim” kavramı ne oldu da bu kadar önem kazandı?

1940’lı yıllarda bir dil bilimci ve bir matematikçinin temellerini attığı bu kavram yetmişli yıllardan itibaren, iyice hız kazanmaya başlamıştır.

“Kişisel gelişim kavramının temeli; psikolojik yaklaşımlar gibi onarıma değil, pozitif değişim ya da üretime dayalıdır.”

Peki ya bu yıllardan önce? Pozitif değişime ihtiyaç yok muydu? Yani, yüz yıllardır insanlar sorunlarını (ilaç gerektirenler hariç) nasıl halledip, bugünkü “kişisel gelişim kavramını karşılayacak ne tür yöntemler uyguladılar?

İnsanlık tarihine bakıldığında belirli güçlerin, belirli zamanlarda hâkimiyetini göstermiş ve kenara çekilmiş olduklarını görürüz. Doğum-yaşam ve ölüm tablosu, canlıların yanı sıra tüm kavramlar, düşünceler, ideolojiler ve akla gelecek her şey için de geçerli bir tablodur.

Tıpkı bedensel gücün yerini bilginin ve iletişimin alması ya da güç kavramının toprak sahibi olmaktan, zekaya doğru anlam değiştirmesi gibi.

Bana göre, özellikle iki ana nedenden ötürü kişisel gelişim son yüz yılda ihtiyaç haline gelmiştir:

Bunlardan ilki, “eşitlik fikri’ dir. Özellikle, 18. ve 19. yüzyıldan sonra, insanlık tarihinde daha önce olmayan yeni bir ideal vücut bulmaya başlamıştır.

Oysa daha önceki yüzyıllara bakıldığında; sınıfsal katmanlar, kesin çizgilerle insanları birbirinden ayırmış ve yüzyıllarca bu düzen, hayat tarzı olarak devam etmiştir. (Köle, asil, ağa, bey, maraba vs. Eskiyi anlatan yerli yabancı film veya kitaplar incelendiğinde aristokrasi ve halk ayrımı bariz şekilde fark edilebilir.)

Bu dönemlerde, eşitlik gibi bir algı söz konusu olmadığı için bu sınıflandırma, toplum tarafından olduğu kadar, dönemim düşünür ve felsefecileri tarafından da kabul edilmiş ve erdem sayılmıştır. Mesela Aristo; “bazı insanlar doğaları gereği özgür, diğerleri ise köle olarak var olmuşlardır.” Der.

Yani bir bakıma, farkındalıkların olmayışı demek, korunma karşılığında haklarını teslim etme düzeninden başka bir şey değildir.

Günümüzde büyüklerin, eski insanları övmelerine ve onların ne kadar ağır ve yumuşak başlı olduklarını söylediklerine çok şahit oluruz.

Aslında insan, her dönem aynı insandır. Fakat sadece bilinçlenme farkı, onların davranışlarını ayırt eden tek şey olmuştur. 18.yüzyıldan sonra, ekonomi, siyaset ve tüketim alanındaki tüm devrimler, toplum hayatı için bir kırılma noktası olmuş, insanlığın, maddi gelişimine katkısının yan ısıra, psikolojik bir açığın, daha doğrusu açlığının farkına varılmasına da neden olmuştur. (Sorular sorma, kendine değer verme, kendini keşfetme, programlama, hayatını düzene sokma gibi ihtiyaçlar.)

Eşitlik ve özgürlük çerçevesinde artık her kes, her şeye ulaşabileceğine ve bunun hakları olduğu bilincine varmaya başlamıştır.

Kişisel gelişimin ihtiyaç haline gelmesinin bir diğer nedeni, teknolojidir:

Teknolojinin insan hayatına kattığı dev artıların yanı sıra iletişim anlayışına getirdiği değişimler de bir hayli büyüktür.

Günümüze baktığımızda, tüm gün boyunca hiç konuşmadan masa başında oturarak bütün işlerimizi halledebiliyoruz artık. Tüm sosyal ağları kontrol altına alabiliyor, onlarca insanla konuşabiliyoruz. Alışveriş yapıp, oyun oynayıp finansal işlerimizi halledebiliyoruz. İş ve sosyal hayat adına her şeyi ama her şeyi yapıyoruz.  Bu arada hiç konuşmuyoruz.  Hayatımızdaki onca kolaylığın yanı sıra, sözlü iletişimin sözsüz iletişime kayması noktası tam da kişisel gelişim ihtiyacının ortaya çıktığı noktalardan biridir. Çünkü konuşmak, dertleşmek, anlatmak her zaman bir ihtiyaçtır.

Eskiden insanlar hiçbir iletişim ağı olmadığı için mecbur sürekli konuşmak zorundalardı. Tek tıkla bir insana ve yahut bilgiye ulaşabilme lükslerinin olmayışı, onlara aslında doğal bir terapi sunuyordu. Şimdi ise, her şeyi tek tıkla hallettiğimiz için, konuşma ihtiyacımızı bir psikoloğa terapiste yaşam koçuna vs. başvurarak gidermek zorunda kalıyoruz. Olmadı duygularımız yönetmek yönlendirmek ve kendimize yetmek zorundayız.  Zihin dili programımızı (NLP) yapmak zorundayız. Zira her kes meşgul herkes işinde gücünde, bizi dinleyecek çevremizde pek kimse yok.

Artık eskiden olduğu gibi aile içinde, kapı önlerinde, sokakta, pazarda, bahçede, okulda, evlerde, düğünlerde günlerde, vb. yerlerde bol bol konuşup dertleşme gibi bir durumumuz yok. Aynı apartmanda yıllarca yaşayıp, tanışmıyor olmak kadar güvensiz ve yalnızız. Bütün bunların hayatımızdan almış olduğu eksiklikleri tabi ki kendimizi geliştirerek kapatmak zorundayız. Kişisel, gelişmek zorundayız.

Artık günümüzde, hayatın gerçekten farkına vararak yaşamak önemli bir artıdır. Kişisel gelişmek demek içimizdeki olumlu ses düğmelerini fazla açmak, olumsuz olanları kısmak demektir. Daha önceden yaptığımız saçma, aptalca ya da bizi dibe çeken şeylere bulduğumuz bahanelere artık inanmamamız demektir. Çünkü bilinç fazlasıyla açmıştır gözünü. O nedenle değişime ayak uydurmak için her gün bir adım daha ileri gitmek zorundayız. Devir ise eskiyi çoktan geçti.

Arzu Aytekin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.