Farklı olmak ya da Fark Yaratmak

Farklı olmak ya da Fark Yaratmak

Olduğundan farklı görünme isteği, insan zihnindeki ne tür boşluklarla açıklanabilir?

‘Öteki herkes’ olmayı başaramamışken, bari ‘herkes’ olayım düşünce tarzı, her gün biraz daha uzaklaştırır bizi kendimizden.

Duygu yoğunluğu yaş dönemlerine göre farklılık gösterse de birilerine benzeme isteğinden, bir türlü kurtaramayız kendimizi. Entel ya da daha kaliteli görünme ya da daha havalı veya varlıklı görünme gibi, insanı bitiren cinsten çabalardır bunlar.

Ona buna benzeme, hayranlık, taklit derken, asıl benzememiz gereken, kendimizin olduğunu akıl edemeyiz. Bir şeyler olabilmek için önce kendimiz olmamız, sonra da kendimize fark katmamız şarttır. Eksiğimiz fazlamız nedir? Nerede durmalı nerede devam etmeliyiz?  Hırsla ulaşmak ya da olmak istediğimiz şeyden önce, oraya giden yolları öğreniyor muyuz? Kimiz? Kaç kişiyiz?

Başarıya özenmek yerine, başarılı olmayı istemeli insan. “Bir gün, herkese yirmi dört saattir.” zira.

Yani bütün mesele; olanı almak yerine olmayı tercih etmektir. Aksi halde davranışlar, üzerimizde bir beden büyük kıyafet gibi eğreti durur.

Vakit geçirmekten, en çok hoşlandığımız kişilerle buluştuğumuzu düşünün? Meşgul ve yoğun bir eda içerisinde elimizden telefonlarımızı hiç düşürmeyiz.

Gerçekten çok meşgul isek, orada işimiz ne? Cevap veriyorum; çünkü herkes öyle.

Zihnimizde, dolduramadığımız eksikliklerden ötürü, kendimize verdiğimiz en büyük ceza olan farklı görünme isteğine, en güzel bahanedir bu. Herkes öyle? Çoğu kez yaptıklarımızın anlamını bilmeden, herkes, öyle yapıyor diye yaparız. Bu çaba sadece bizi yalnızlaştırır.

Sohbet amacıyla gittiğimiz ortamlarda hep birlikte yalnızlaşırız. Evde ailece hep bir arada yalnızlaşırız. Adım atılmayacak kadar kalabalık şehir sokaklarında, dağ başı kadar yalnızlaşırız. Nedeni? Herkes öyle?

Hiçbir tat almadığımız ya da anlamadığımız bir filme gider, dünyanın en güzel filmiymiş edasıyla izleriz. Nasıl ödül alabildiğini anlamaya çalışırken, yine bir anlam çıkaramadığımız tutarsız yorumlara, tüm kalbimizle katılarak başımızı sallarız.

Çok satan bir kitap alırız. Konusu, tarzı, hatta haftada bir kitap çıkaran yazarının da kim olduğu mühim değil, herkesin onu almış olmasıdır mühim olan.

İçine girdiğimiz ortamlara göre farklı farklı kılıklara bürünürüz. Abartarak anlatırız. Şöyleydik böyleydik, şununla bununlaydık. Yani eskiden çok şeydik! Kelimeler tam anlamı ile şekil değiştirerek çıkar ağzımızdan ve ağzımız yer değiştirir nasıl güleceğimize biz karar verirken.

Kendimizin dışında, başkalarını farklı görmeye de bayılırız ayrıca. Gereksiz iltifatlar havalarda uçuşur; evet çok yakışmış, mükemmel, harika görünüyorsun, bu senin rengin, aynen… (içimizdeki ses ise, ucube diye bağırıyordur içeride.)

Oysa ne fark eder ki, arka sokaktaki kuaförün, evdeki halin? Telaşın?  Bırak olaylar etrafında dönsün.  Sen kendinle yarışına bak. Sonra da dön kendine kattığın farkı izle. İnsanın, kendisiyle gurur duyması kadar, yapıcı bir duygu daha yoktur.

İçindeki bilgi büyüdükçe, değer yükselir, gönül alçalır. 

Arzu Aytekin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.