Gündelik Hayata Dair

Gündelik hayatta, uzak durulması gereken, ağzımızın tadını bozan şeyler vardır; Bunların en yaygını dedikodu dur. Çok yakın ve samimi olmadığımız ortamlarda, birinin hakkında konuşma ya da buna izin verme cesaretidir dedikodu. Hızlı yayılıp geç unutulur, etkisi yıkıcıdır.

İş, aile, çevre, komşularımız ve veya sokaktaki sıradan insanlarla bile muhabbet ettiğimizde fark etmeden lafın içine çekildiğimiz durumlar, az değildir. Bir süre sonra ise, biz söylemişiz gibi, gelir üzerimize yapışıverir kelimeler. Artarak çoğalmıştır üstelik! Öylece kalakalırız. “Ben tam olarak böyle dememiştim, falan filan” diye çırpın sakta ortamın bir parçasıyızdır artık.

Belki gerçekten demedik ama, kimin umurunda? Diyen kişiyle birlikteydik. Onu dinledik ve belki o an teselli etmek için başımızı salladık. Sırtını sıvazladık. Çünkü kötü görünüyordu ve buna çok ihtiyacı vardı. Hepsi bu!

Burada dikkat edilmesi gereken “ben asla dedikodu yapmam “demek yerine (zira bu mümkün değildir.) dedikoducu insanlardan mümkün olduğunca uzak durmaktır. İlişkilerimizde dengeyi ve tutarlılığı sağlamak, her paylaşımın her ortamda yapılmayacağını bilmek demektir. Dedikodu bile, çok samimi ve yüzümüze vurulmayacağına emin olduğumuz ortamlar ister. Ki bu durum, dedikodudan ziyade şekil değiştirerek, bir iç dökme ya da hayal kırıklıklarımızı anlatma durumuna dönüşecektir. Ve kimseye zararı yoktur.

Gündelik hayatımızda ki kişisel hatalardan bir diğeri ise, gereksiz iyi niyet’ lerimizdir. Tüm samimiyetimizle sevdiklerimizin yanlışını düzeltmeye çalışıp zarar görmemesi için belki, birçok nasihatte bulunuruz.  Sevgi ve iyilik pıtırcığı olup adeta, ara buluculuğa soyunuruz çoğu zaman.  Bir tarafın kötü niyetli olmadığını ya da kalbinde kötülük bulunmadığına, diğer tarafı inandırmaktır amacımız. İşte tamda bu, büyük hatadır. Çünkü bazı ortamların, iyi niyet dahi götürmediği bir gerçektir. Zira kimse, kimseyi terbiye etme ve akıl verme misyonuna sahip değildir.  Hele hele iki iyi arkadaş, iki kardeş, iki sevgili, anne ve çocuğu, evli iki insan gibi bağlarla bağlı kişiler için tartışmalarının tamda ortasında durmak ve akıl hocalığına soyunmak, bir gün kendi sözlerimizle baş başa kalma riskini göze almak demektir.

Bazen en güzeli, sadece iyi bir dinleyici olmaktan geçer.

Uzak durulması gereken ortamlardan bir diğeri; ‘sürekli yakınan ‘tiplerin olduğu ortamlardır. En yakınınız bile olsalar, arkanıza bakmadan kaçıp kurtulun onlardan! Çünkü bu tiplere göre, felaketler olacak, dünya değişecek, krizler olacak, acılar yaşanacak, açlıklar olacaktır. Elindeki olumlu değerleri asla görmez ufacık minicik bir karamsarlığı dağ gibi çıkarıverirler önüne. Dünya sadece kendi etraflarında döner ve sadece kendi dertleri derttir. Çünkü insanlar onlara göre güvensiz ve kötüdür. Kimse kimsenin dostu değildir. O yüzden, kabul etmeseler de sadece kendilerini düşünürler.

Her konudan yakınacak bir şeyler çıkaran bu türlerin olduğu ortamlar, insanın yaşam enerjisini alır, kurduğu güzel hayalleri yerle bir eder. Hayata karşı endişeli ve kaygılı bakışları, etrafa yayılıp, bunalımın derinliklerine anında çekiverirler.

Oysa ki; dünyanın belki bir yerinde kim bilir ne acılar ne sıkıntılar yaşanmaktadır. Başkasına muhtaç olacak kadar sağlığı yerinde olmayan ya da sadece karnını doyurmaktan başka amaç edinemeyen üçüncü sınıf ülkelerde yaşayan insanlarda, aynı gezegende aynı insani haklara sahiptir örneğin.

Aslolan, her şeye rağmen, önce sahip olduklarımızın değerini bilip daima üzerine ekleyerek ilerlemeyebilmektir. Bunun için, göz ardı ettiğimiz artıları bir düşünelim; sağlıklı bir beden ve ruh, aile, çocuklar, arkadaşlar, sevdiklerimiz, iş hayatımız, umutlarımız.

Hayatta, olumsuzluklar hatta felaketler elbette ki olasıdır. Ama onları beklercesine çağırmak ve kendini dış dünyaya kapamak kısacık hayatımızın içine etmekten başka bir şey değildir. O nedenle, etrafımızda ve kendimizde negatif ve bizi aşağı çeken ne varsa, geç olmadan üzerimizden.

Zaman denilen şey; yolun sonuna yaklaştıkça ne kadarda kıymetlenir! O sona hiç yaklaşmak istemeyiz. İç çekerek bakarız hayatının baharındaki gencecik insanlara. Çünkü, daha yapacak çok şeyimiz, görecek çok yerimiz var.  Mutlaka vardır da zaman kalmamıştır işte!

Bakışlarında umut ve parlaklık olan, geleceğe güzel bakan insanlar aynı zamanda sohbeti güzel olan insanlardır. Etrafımızda bu tür insanlara tutunmak dileği ile…

Arzu Aytekin