Perşembe , 22 Şubat 2018

Hoşçakal Çocukluğum

Hoşçakal Çocukluğum

Derin bir nefes çektim içime, tükenecekmişçesine. Sabahın bu ilk saatlerinde güneş, tertemiz, alabildiğince vurdu yüzüme, serin sıcaklığını. Göğsümden içeri süzüldü sonra. Yaşama sevinci gibi; sıcak, parlak, rengarenk… ve yine fısıldadı içimdeki ses; ‘Sürekli koşuşturan, o küçük kız mısın hala?

Cevap vermeden etrafı dinledim; bu yeşil örtüde parlayan çiğ tanelerini, güneş alıyor, kurutuyor, yenilerine geçiyordu yavaş yavaş. Ve yeşillik güneşe;

‘Bak dedi; benim ne çok rengim var, ağaçta başkayım çimende başka, gecede başkayım gündüzde başka, bodur çay ağaçlarında bambaşka.

İlkbaharın, yerini yaza bıraktığı zamanlardı. Güneş konuşmayı bölüp gülümsedi; dudağını bükerek,

‘Ben’ dedi ‘sunmasam seni gündüze ne önemi var renklerinin? Hep gecede kalacaksın, hep tek bir renk olacaksın! Kim bilecek güzelliğini? Yeşillik sustu. Hakverdi güneşe. Biraz kırgın… Tek renkle yaşamanın ne kadar sıkıcı olabileceğini düşündü.

’Sahi? Yeşilin ne çok rengi varmış?  Diye katıldım bende, hayretle! Yıllarca baktığım yeşilin onca rengini yeni görmüştüm. Derken, çay bahçelerine doğru ilerlemeye çalışan, kadınlar belirdi patika yolda. Uzun eteklerine basacak gibi yürüyorlardı. Başlarında geniş şapkalar ve ellerinde ağzı makaslı torbalar. Nedense kırılgan gelmişlerdi bana bu sabah. Vakit kuşluk vakti, iş çoktan başlamalıydı. Hemen yanımda; ipe asılıp kurutulmuş, yıllık biberler, elma kuruları… Hafif hafif sallanıyordu. Güneş yalarken, karamış kurumuş bu tahta evi,

’Sen nasıl durursun hala olduğun yerde ‘? Dedi içimde ki ses. Cevap vermedim. Ağaçlar, çimen ve gördüğüm her şey bana baktı. Belki de vedalaşıyorduk. Evin bakışları takıldı birden gözüme;

Nedense vefasız hissettirdi kendimi. Yetmedi konuştu;

‘beni neden bırakıyorsun? Üzerimde izleri var hala çocukluğunun, bak’ dedi. Duymazdan geldim. Ama içimdeki ses onunla konuşmaya devam ediyordu; Özür diler gibi,

Hayallerim bana, en uçuk hikâyeler uydurma fırsatı tanıyor. Böylece yapamam sandığım şeyleri yapabiliyorum. Sen bana bunu verebilir misin? Hayır değil mi?

O halde lütfen sus ve beni anla.

Kiminle konuşuyorsun? dedi biri, kardeşim olmalı. En güzel oyunlarımın içine dalar. Şaşkın, koca bakışlı küçük fare. Cevap alamayınca çeker gider.

İçimden biri sürekli sesleniyor bana hala ve bana bakan her şeye;

hoşça kal Peri’ Bir diğeri, başımın etini yiyor sessizce; gitmesen gitmesen…

Biliyorum haklısın belki de diyorum dönüp kendime, biraz sinirlenip,

Kalırsam, sığmayacak göğsüm kafesine’ Sende bunu bil. ‘Yükselecek soluk seslerim, aklım tutulacak. Neresindeyim hayatın? Daha ne kadar yolum var? Belki de yolumun yarısı bana çok yakın. Bazen gerçeklerden mi yoksa hayata dair pekte fazla bir şey bilmediğimiz için mi? bilmiyorum, âmâ bir şeylere içerliyorum. O yüzden aklımdan gitmeler geçer. Bana daha fazla bir şey söyleme!

Sustuk bir süre,

Biliyorum sen de haklısın dedi. ‘hoşçakal öyleyse’

Hakkında Arzu Aytekin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*