İşimiz Gücümüz Fallar Burçlar

İşimiz Gücümüz Fallar Burçlar

Hayatta birçok şeyin bir ivmesi muhakkak vardır ve sen ne kadar zorlarsa zorla kendini hırpaladığınla kalırsın. Bazıları bu ivmeye “kader” der ve kolaya kaçıp, hazır böyle bir günah keçisi varken her şeyi ona yükler.

Arkasından da sözlerle destekler; “kaderimde varmış, kader kısmet, alnımın yazısı, yazım böyleymiş…”

Oysaki yapılması gereken; sadece olmuyorsa vazgeçmektir. 

Yani, herhangi bir konuda, elinden geleni yaptığın halde olmuyorsa, bunu kadere yüklemeden ya da kaderi karıştırmadan başka bir plana geçilmelidir. Aksi halde yapamadıklarımıza ve başaramadıklarımıza “kaderim böyleymiş” diyerek kılıf uydurmuş oluruz ki, buda harekete neden geçemediğimizi, rahatlatıcı bir şekilde açıklar bize.

İnsanın her hareketinde bir reddediş, bir kendine toz kondurmama, bir yaradılış bencilliği vardır. O yüzden canlı bahaneler bulamazsak soyut bahanelere sarılı veririz hemen.

Aslında neyse ne? Kaderi fazla kurcalamamak, rahat bırakmak lazım. Kaderin nasıl yazılı olduğunu kesin yargılarla bilemeyiz. Çalışılmadan girilen bir sınavdan alınan kötü not kader değildir. Bilinen bir gerçektir.  Burada yönlendirilmesi gereken “Kaderimde varsa görürüm” yerine, kişinin kendi iradesidir.

Öte yandan nedenini çok merak ettiğim bir konuda fallara olan inançlarımızdır. Her yaştan her eğitimden her derecede inançtan insanın fallara bu derece inanmasının nedeni nedir?

Tarihçesine baktığımızda; araştırmacılara göre, Anadolu’nun eski çağlarına kadar dayanan inanışlardan biridir. Yazılı tarihe göre Roma çağında başlamış, sözlü tarihe göre ise Hitit uygarlığına dayanmaktadır.

Tarih boyunca halkı sıkıntılara sokan, fakirleşmenin arttığı kriz dönemlerinde, hurafeye, falcılığa, doğaüstü varlıklardan medet ummaya eğilim, daha da artmış ve her dönemde devam etmiştir. Yine araştırmalara göre, insanların çaresizliği arttıkça, geleneklere ve soyut kavramlara inanışları da aynı oranda artmaktadır. Her dönemde olduğu gibi günümüzde de bu aynen devam eder.

İşin ilginç tarafı, günümüzde artık, eğlence içinde, falcılık bir sektör haline getirilmiştir. Her bütçeden kişi fal baktırıp, adeta ona göre hayatının akışını şekillendirmektedir. Üzerine yüzük koyup kahve fincanını döndüre döndüre, ne saçmalasam acaba diye düşünen birine, bunun karşılığında para ödemek ve ilgiyle dinlemek, bir “alan razı satan razı” durumudur. Böylece yalan da net bir şekilde alenileşmiş olur.

Psikolojik olarak baktığımızda ise; eski uygarlıklardan beri insanların geleceği bilme arzusu, her hareketinin altındaki ölümden kaçış ve bilmek için can attığı, insanın yaradılış gizemlerine merakıyla alakalıdır. Koskoca evrende ufacık bir gezegen olan dünyanın içinde, nokta kadar bile olmayan insan, olağanüstü bilinmezlikler karşısında ne kadar kaybolmuşsa, o kadar bilme merakı içerine girer. Kendini fazla önemser. Ufak olmanın yanı sıra kontrolün kendinde olmayışı, daha çok, çaresiz bir teslimiyetle, kadere gözü kapalı inanmaya, fallardan medet ummaya başlar;

El falı, kol falı, yüz falı, tarot falı, kahve falı bilmem nerenin falı… diye uzayıp giden, aslında “çaresizliğin sömürüsü üzerine sektör haline getirdiğimiz bu isteklerimiz sayesinde, bir taraftaki iyi niyet ve masum beklentilere rağmen, diğer taraf ise, su istimaller sayesinde zenginliği üzerine zenginlik katar.

Falında kötü çıkması ile karalar bağlayan, doğru olmadığını bildiği halde yüzünde güller açan ve üç vakte kadar haberinin gelmesini bekleyen düşüncesi ile, insanoğlunun bu tutarsızlıkları, en güzel surette ve en akıllı varlık olarak dünyaya gelmiş olasına, ne kadar da terstir.

Elbetteki insan, aklının ufacık bir kısmını kullanmasıyla birçok şeyi bilemeyecektir. Farklı boyutların olması olasıdır ya da değildir esas olan, evrendeki nokta halinin farkına varıp, dikkatini ve enerjisini, kendi hayatına çevirerek yaşamaya devam etmesidir. “Geleceği bileceksin de ne olacak? ki zaten bu mümkün değil.

Her şey bir bakış açısıdır. Bakış açısını, mantıklı olanın üzerine, ya da hurafe şeyler üzerine çevirmesi ve insanın bir çok şeyi, kadere yükleyip yüklememesi,  tamamen kendi elinde ve iradesindedir.

Arzu Aytekin