Motivasyon Nedir? Ne Değildir?

Motivasyon Nedir? Ne Değildir?

İnsanı, amaçları doğrultusunda harekete geçiren psikolojik güdülerdir. Bu tabi ki genel geçer bir tanım olup bana göre motivasyon; gücünü temelde iki kaynaktan alan bir kavramdır.

Bunlardan biri; insanın hayallerini resimleyebilmesidir,

Eğer kurduğunuz ve hedef haline getirdiğiniz bir hayalinizi çok güçlü bir şekilde kafanızda resimleyebilirseniz, sonuca ulaşmak için harekete geçme güdüsünü, kendinizde daha güçlü bulursunuz.

Bir diğer önemli kaynağı; Büyük düşünüp basit bakabilmektir,

Çocukların hayalleri gibi büyük ama zorlu süreçleri bilmedikleri kadar basit; Buda, zorluk, engel, karamsarlık gibi kavramları direk olarak ortadan kaldırır.

Yetişkinler olarak elde etmek istediğimiz her ne olursa olsun buna ulaşmak için olumsuz ya da istisnai başarılı referansları, kendimize örnek almamalıyız. Zira herkesin kişiliği, yeteneği, sınırları, örnektekiler ile birebir aynı değildir.

Bu farklılıktan dolayıdır ki motivasyon kişisel bir kavramdır. Çünkü birini motive eden güç ya da ödül bir diğerini hiç ilgilendirmeyebilir. Neden motive olup olunmayacağını ise, insanın ihtiyaçları belirler. Yani temelde motivasyonun başarılı olma derecesi, insan ihtiyaçlarının hangi aşamasında olduğunun bilinmesi ile alakalıdır.

Bazı görüşlere göre bu durum, Maslow’un ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ açıklanabilir. Temelde,

-Fizyolojik gereksinimler yer alır. (Yeme içme uyuma gibi bedenin hayatını devam ettirebilmesi için zorunlu ihtiyaçlardır bunlar.)

-Güvenlik ihtiyacı (iş, aile, sağlık, korunma…)

-Sosyal İhtiyaçlar (ait olma, sevgi, aile, arkadaşlık…)

-Saygınlık (güven, başarı, kendine ve başkalarına saygı…)

-Kişisel Tatmin (kendi potansiyelini ortaya çıkarma …)

Yukarıda sıralanan kişisel ihtiyaçlar ayrımın yapılmamasının sonucu olarak son yıllarda adeta bir ‘Motivasyon Endüstrisi’ oluşmuştur. Motivasyon şirketleri hızla artmış, motivasyon araçları hızla çeşitlenmiş, adını bile ilk defa duyduğumuz uzmanlıklar çıkagelmiştir.

Tabi, trend haline gelen böyle bir pazarın olması, bu hizmeti veren şirketlerin iştahını kabartmış olduğu için de bir endüstri bir ticaret haline gelmesi kaçınılmazdır. Abartarak sunulur hizmetler; boğazda şu şu eşliğinde yemek, kokteyl… ya da uluslararası şu şu sertifikalara sahip popüler bir isimden saati bilmem kaç liraya seminer, sunum, yurt dışı tatili vs… Ve tabi, motivasyon, aşk, evlilik, kariyer ve neredeyse yeme içme yürüme ağlama gülme koçluğu hizmetinizdedir.

Yada bu motivasyon araçları, kimi zaman o kurumsal firma içerisindeki pahalı sporlar (ki bunlara genelde gidebilen üst düzey çalışanlar olup diğerlerinin zamanı buna pek elvermez) , kimi zaman, belirli dönemlerde düzenlenen yemekler, konserler, popüler kişilerle seminerler, kokteyller hatta abartıp maskeli balolar, içkili yılbaşı partileri…gibi etkinlikler  şeklinde, şirketin mütevaziliğine (!) göre devam etmiştir.

Oysa gerçekte bu hizmetler tam anlamı ile bir motivasyon sağlamakta mıdır?

Yoksa, çalışanlarının yukarıdaki ihtiyaçların hangi basamağında olduğunu iyi bilmek ve ona göre motivasyon araçları düşünmek daha mı doğrudur?

Kafasında çözemediği ekonomik problemi olan bir çalışanına, iş yerinin lüks bir mekânda motivasyon yemeği vermesi ya da lüks bir otelin toplantı salonunda bir uzmanın motivasyon konuşmasını dinletmesi, bir trend olmaktan ne kadar öteye geçebilmektedir?

Tamamı olmasa bile çoğunluk çalışanın, bu tür organizasyonların yerine, maaşlarında yapılabilecek bir iyileştirmeyi çok daha tercih ettiklerine ve sırf şirket içi sıyrılma ve uyumsuzluk olmasın diye, organizasyonlara mecburi katıldığına, kalıbımı basarım. Ve yine kalıbımı basarım ki sadece kendine vakit ayırması için verilecek, sürpriz bir zamanın daha motive edici bir yaklaşım olabileceğidir.

Sonuç olarak, insanın ihtiyaçlar basamağının iyi bilinip ona göre bir motivasyon aracı kullanılmalı daha da önemlisi, insanın içindeki güdüleri harekete geçirebilmek için sadece farkındalık eğitimlerinin gerçek uzmanlar tarafından sağlanması daha doğru bir yaklaşımdır. Buda kişinin dünyaya bakış açısının pozitife dönüşmesi önce kendi içerisinde, kendisiyle barışık ve tanışık olması gerektiğini öncelikli ve zorunlu hale getirir.

Arzu Aytekin