Nasıl Bir Toplumuz

Nasıl Bir Toplumuz

İnsan karakterlerinin, deşifre edilmesine sosyal medyanın büyük katkısı olmuştur bana göre. Gizli olan ne varsa ipliğini pazara çıkarmıştır.

Günümüzde insanların, kişisel ve sosyal yaşantısına birkaç adımda ulaşarak, yaptıkları yorum ve paylaşımlarından haklarında birçok bilgi edinme, karakter özelliklerine varana kadar fikir sahibi olma, bir seçim misali önümüze sunulmuştur. Toplumsal yapının ne kadar renkli olduğunu bize kanıtlayarak, eskinin tek tip insan algısını da ortadan kaldırmıştır sosyal medya.

Nasıl bir toplumuz peki? Mutlu, hoşgörülü, farkındalık sahibi, toplumsal duyarlılığı yüksek, kontrollü… Nasıl?  (Bu konuya girmemek en doğrusu…)

Zeki ve çalışkanız dır muhakkak ama, karakter konusunda çeşitliliğe sahibiz diye düşünüyorum. Hep öyleydikte şimdimi gün yüzüne çıktı ya da insan denen canlı giderek çeşitliliğe mi eviriliyor bilemem…

*Anında dönebilen bir toplumuz mesela; Daha farklı bir deyişle trend olan şeylere hemen uyum sağlarız. Şimdiye kadar varlığını dahi hatırlamadığımız bir işçinin “çizmelerimi çıkarayım mı? “cümlesini getirip kalbimizin tam ortasına oturturuz.

Oysa daha dün onu hiç görmemiştik bile. Sabah işe giderken sokağı süpürüyordu, biraz uzağından geçtik.

Bir inşaatın önünden geçerken belki iğrenerek, tiksinerek ya da attığı lafa kıro diyerek karşılık verip, daha bir hızlandırdık adımlarımızı. Belki sadece oturup, domates peynir yiyorlardı kirlenmiş elleriyle. O ellerle çıkarılan kömürle ısındık bir zaman kim bilir. O ellerle toplanan sebzelerle beslendik.

Yıllarca çalıştığımız İş’teki hizmetli olan bilmem ne Efendinin adını ya da yüzünü kaç kez hatırladık? Hatta hiç bile düşünmemişizdir. Gün geldi. “Çizmelerimi çıkarayım mı? ” cümlesi bizi kahretti ve fark ettik. Ötekileşmiş, öbür dünyaya giderken bile yük olma endişesiyle çırpınan, bu farklı ama aynı toprağı paylaştığımız kişiye derinden üzüldük.

Bana göre üzüntümüz, dünyanın herhangi bir yerindeki, dili ve dini farklı birinin, sırf destek olmak için yüzlerini boyayarak, sosyal medyada paylaştığı resimden daha az samimiydi!

*Çeşitleri çok renkli olan bir toplumuz; ulusal felaket zamanlarında bile duruşlarını bozmayan, kendi gibi ciciş meşguliyetlerine devam eden ve bu sırada elinden şık telefonunu hiç düşürmeyen, adeta başka bir gezegende yaşadığı hissi veren bir kesim var içimizde. Bunu da yine sosyal medya aracılığı ile fark ettik çok şükür. Bu tabaka, dünya yansa çizgisini değiştirmez. Tam gaz yediği içtiği gezdiği yerleri anında paylaşmaya devam eder. Dudaklarını öne büzerek tiki tiki pozlar veren bu enteresan oluşumlar, bilmem ne sefası paylaşımlarına, kendilerini o kadar kaptırmışlar ve elleri o kadar alışmıştır ki, ölüp gitseler, aynı tip yakınları, “cenazemiz var helva sefası” diye paylaşımlarına devam edeceklerdir. Kişisel korkum bu yönde.

*Bir diğer kesim; her şeyin farkında olan ama suya sabuna dokunmayan “adam sendeci” lerin olduğu gruptur. Çoluğu çocuğu canı ciğeri sağlamsa gerisi boş. “İşime bakarım, şükürler olsun ki bana bir şey olmadı.” der bir oh çeker. Bu, ‘başkasının başına gelen felaketin kendi başına gelmediğine açıkça sevinme bencilliğidir. Bencilliktir çünkü sokakta ölmüş birini görse “aman bana sıçramasın “diyerek hızla uzaklaşan kesimin ta kendisidir.

*Neyse ki sahte olmayan tek bir kesimde var toplumumuzda. Bunlar genç dediğimiz, çocukluklarını üzerilerinden yeni atmış yaş ile, otuzlu yaşlara yaklaşan kesimdir. Görüş ve fikirleri ne olursa olsun yaptıkları her şey gerçektir. Taaki hayatın asıl anlamını öğrenip, maalesef yine hayatsal bencillikleri sindirerek, diğer guruplara katılana kadar gerçektirler…

*Birde, farklı görünmeyi çok seven bir toplumuz aynı zamanda; Evde para hesabı yapıp es kaza lüks bir yere gittiğimizde anında havaya uyar, çıkışta garson yada valeye bahşiş verme yarışına gireriz. Vermezsek ayıptır zira, şarttır. Oysaki salaş ve sıradan bir yerde aynı özeni göstermek aklımızdan bile geçmez. Hem, ne gerek var, onun görevidir hizmet etmek.  Zaten O’ da beklemez, alışkın değildir. Böylelikle, sistemin yan ısıra, toplumdaki, gelir dağılımı adaletsizliğine, insanlık olarak bir katkıda da biz bulunmuş, aradaki mesafeyi kendi ellerimizde biraz daha açmış oluruz.

Toplum olarak kayırdığımız şeylerin değer ve adalet kavramlarıyla çoğu kez alakası yoktur. Bu yüzden karakter sorunu, en önce tartışılmalı belki de. Attığımız her adımda güven sorgulaması yapıyorsak, nabza göre şerbet veriyorsak, adam sende ben işime bakarım diyorsak, sadece kendi bacağımızdan asılmayı tercih edip, farklı türlere saygı duymuyorsak, en ufak fikir ayrılıklarını, görüşleri, İnançları, renkleri…kavgalarımıza konu yapıyorsak, insanlar toplu toplu ölürken gözümüz dolmadan sıcacık yatıp uyuyabiliyorsak, toplumsal karakter sorunumuz vardır, evet!

Arzu Aytekin