Perşembe , 22 Şubat 2018

Okur Gözüyle İyi Bir Yazı Nasıl Olmalı?

İyi bir okur, yazıda neleri arar? Bazı yazıları neden daha çok okur? Bazı kişileri neden daha çok takip eder? Neden, bazı yazarların tüm kitaplarını, çıkar çıkmaz alır?
Genel olarak; kendinden bir şeyler bulduğu, (yazı duygularına tercüman olmuştur.) tarzını beğendiği ve sonunda da güven duyduğu yazarı/ yazıyı okur elbette, fakat okuyucuda bu güven nasıl oluşur?
1- Yazının özgün olması:
Çok klasik bir madde gibi gözükse de özgün olmak, tarz sahibi olmak ile ilişkilidir. Yani, aynı konuda aynı düşüncelere sahip bir yazı dahi olsa, okuyucuya aktarılırken, “gerçekten yazar öyle düşünüyor” duygusu verilmelidir.
Artık herkesin her şeyden haberdar olduğu böyle bir dönemde, sürekli aynı şeyleri, üstelik aynı şekilde sunmak,  okuyucuyu “bilmez anlamaz” yerine koymak demektir. Hem okuyucu,  tek tıkla ulaşabildiği şeyleri tekrar okumak için, niye satın alsın?
2- Yetenek şartı:
Yetenek, insana doğuştan bahşedilmiş, hiçbir kursun hiç bir taktiğin veremeyeceği, ancak geliştirilebilir, bir şeydir. Kursların kattığı tek şey, var olan yetenek üzerine yol yordam öğretmeleridir. Öte yandan, eğitiminizin üzerine çok iyi bir okumayı ve araştırmayı katarak güzel yazılar yazabilirsiniz. Bunun adı sadece makale ya da köşe yazısı olabilir. Öyleyse, her edebiyatçı bir yazardır fakat her yazar bir edebiyatçı değildir.
İyi bir yazar kelimelerle oyun oynar. Sakız gibi çeker uzatır onları,soyar giydirir. Gider “Hela” yı tasvir eder siz orayı saray yavrusuymuş gibi görmeyi arzu edersiniz. Tutar bir şeyi anlatır, siz ona aşık olursunuz. Fakat anlattığı şey sadece, bir “ağaç”, ya da “gözdeki bir bakış” falandır.İyi bir yazı çikolata gibidir. Ağzında yayıldıkça haz verir.
3- İyi bir okur tarafından yazılmış olmak:
İyi bir yazı için uzun yıllar, mümkünse çocukluktan itibaren okuma alışkanlığının kazanılmış olması gerekir. Çünkü çocukken okunan kitaplar çok değerlidir. Fark etmeden kişiyi besleyip geliştirir. Kelimeler üzerinde sınırsız hâkimiyet, ancak çok okuyan biri tarafından gerçekleştirilir.
4- Gözlem yeteneğinin çok iyi olması: Yazılanların havada asılı kalmaması için, iyi bir gözlemci olmak çok önemlidir. Gözlem yeteneği ne kadar iyi olursa o kadar farklı okuyucu kitlesine ulaşılır. Okuyucu yazıyı okuduğunda “aynen, tam da böyle, doğru tespitler, benim de başıma gelmişti…” gibi ifadeler kullanabilmelidir.
5- Yazarın mizah yeteneği:
Daha çok okuyucuya ulaşmanın ve söylediklerinizi daha rahat söyleyebilmenin, hatta, lafı geçirmenin en etkili yollarından biridir, mizah. Yazıya neşe katar. Komedyenleri bir düşünün? Konuşmalarının ya da şovlarının ortasında argo konuşurlar, hakaret ederler güleriz. Onaylamasak dahi ortak bir dili vardır mizahın. Mizahı kullanmak için illa komedi yazarı olmak gerekmez.Dozunda ve doğru yerde kullanıldığında yazı, zevkle okunacak hale gelir.
6- Tarafsızlık:
Kitaplar, kişiye farklı dünyalar yaşatmak ve daha ileriye götürmek için okunur. Eğer okuduğum yazı, beni dolduracaksa, bir takım hassasiyetlerle alakalı fişekleyecekse, bir görüşü överken diğer görüş sahibini incitecekse daha doğrusu tadımı bozacaksa okumak istemem.
Yazar, eğer tarafsız değil de bir kesime, bir ideolojiye göre yazıyor ise, baştan net olarak belli etmelidir. Net olduğu sürece herkesin istediği tarafta durma hakkı vardır elbette..
7- Anlaşılır bir dil kullanmak:
Yazının, sade temiz bir dille yazılmış olması her zaman tercih nedenidir. Bir okuyucu olarak, basit cümlelerin verdiği derin anlamları fark etmeyi isterim.“Şu sanatı da biliyorum, bu sanatı da biliyorum.” dercesine ağdalı, yüz yıl öncesinden kalan kelimelerle süslenmiş, edebiyat parçalayan cafcaflı cümlelerin dolu olduğu yazılar artık tercih edilmemektedir. Bu türden yazılar, kişinin çok kitap okumadığını ve empati kurmadığını hatta, beğenilme ihtiyacı ile yanıp tutuştuğunu gösterir.
8- Yazıda denge unsuru:
Yazar yazdığı yazı, ile okur arasına uzak mesafe koymamalı. Bir üstteki maddede anlatıldığı gibi bir anlatım olursa bu mesafe çoktan konulmuş olur. Sadece sanat için  ya da daha havalı olsun diye bazı trendlere göre, yazılmış kitaplar sadece rafları süsleyeceklerdir.
Öte yandan denge unsuruna göre, okuyucu ile polemiğe giren yazılar da kısa ömürlüdür. Okuyucunun her yorumu, her eleştirisi, aynı mesafeden cevaplanmalı. Aksi taktirde, okuyucu, yazarı;  “tek şarkıyla ünlü olan popçular” konumuna sokar. Okuyucunun tokadı biraz ağırdır. Hele ki sosyal medyanın etkisi bu denli baskın bir dönem yaşanırken.
9- Okuyucuyu avlama taktikleri:
Yayın evleri ya da sosyal medya tarafından ısrarla ve sürekli göze sokulan ( yanına da bir reklam sıkıştırılıp)  yayınlar bir okuyucu olarak sıkıcı gelmeye başladı bile. Hele ki adeta haftada bir kitabı çıkan ya da yüzü kitaplarının önüne geçmiş kadar, görsel olarak göz önünde olan yazarların, sürekli seriye bağlayan ve ardından hemen filmi de yapılan kitapları, kaliteli bir okuyucu tarafından şüpheyle bakması sonucunu doğuruyor yavaş yavaş. Eskiden, bir cümlenin iki günde söylendiği pembe diziler vardı: Bir uyuşturucu gibi günlerce aylarca yıllarca sürerlerdi. Ama gün geldi o devir kapandı. (O yüzden, trend’ lerin geçici olduğu bilinmeli) Çarpıcı başlıklar ve sürekli aynı konuların işlenmesi bir yere kadar..
Hepsi bir sanat değerine sahip olmalı diye düşündüğüm en çok okunan kitapları inceliyorum,  maden en çok okunan olmuş aradığım edebiyat tadını bulmam lazım?  Best seller olan yabancı kitapları inceliyorum; Bir çoğu, bizdeki pembe dizilerden farksız, üzerine sadece abartılmış cinsellik katılmış bir çok kitap. Bazı trendler gerçek sanat değeri taşıyan eserleri bazen dosya altına alabiliyor. Fakat, kaliteli okuyucu aynı zamanda, arka raflara da bakabilen okuyucudur.
10- Empati kurmak:
Ben okuyucu olsam bu yazdıklarımı okumaktan keyif alır mıydım? Sadece bunu düşünmektir. Bu kadar basit!  Bu da yazılan diyalogların yüksek sesle okunmasıyla azda olsa gerçekleştirilebilir.
11- Yaratıcılık:
Sanatın olmazsa olmaz kuralıdır. Kitaplar insana, farklı dünyaların kapılarını açar. Oradaki karakterlerde kendimizden bir parça bulur, bütünleşiriz. Başarılı yazarların oluşturduğu karakterler “ gerçekten yaşıyor, gerçekten böyle biri var” hissini yaşatır okura. Günlerce, yıllarca aklınızdan çıkmaz.( Mesela ne zaman düşünmeyi ertelesem, çocukken okuduğum Rüzgar Gibi geçti “ gelir aklıma. Çünkü Scarlet’ te öyle yapıyordu değil mi? Kitap 1930′ larda yazılmış, ben 20 yıl önce okumuşum. O kadar yani? )
Son zamanlarda “İyi yazmanın on kuralı, yedi kuralı” gibi yazılar, hem internet platformlarında hem edebiyat dergilerinde oldukça fazla yer alır oldu.
Çok iyi olarak nitelendirilen ve fazlası ile tanınan bir yazar dahi, bu tür kuralları belirlerken, bir hayli çekingen olmalı. Mütevazilik bir yana, “iyi” nin ucu açık bir kavram olmasından ve “daha iyi “birinin her zaman çıkabilme ihtimalinden ötürü. Üstelik okur gözünden yazıya bakılmaz ise yazılanlar hep bir birinin aynı olacaktır?

Hakkında Arzu Aytekin