Perşembe , 22 Şubat 2018

Sevdiklerimiz Çantada Keklik mi?

İlişkilerimizi şöyle bir gözden geçirdiğimiz de en çok kırdığımız, bağırdığımız yeri geldiğinde azarladığımız,  en yakınımızdaki insanlar oluyor. Hiç fark ettiniz mi?

Mesela, çocuklarımız; onlara çok rahat kızıp bağırır, hatta uslanmaları için cezalar veririz. Çünkü yaramazlıklarıyla, sabrımızı çok fazla zorladıklarını düşünüyoruzdur. Bütün gün çalışıp yorulur, gün içinde her şeye tahammül gösterir ama eve geldiğimizde, tahammülümüzü artık bitirmiş oluruz.

Öte yandan, evimizde çocuklu bir misafir ağırladığımızı düşünelim; tüm yaramazlıklarını hoş görür, kendi çocuğumuza ise, misafirlik boyunca gözlerimizi belertip dururuz; “Yapma, yeme, o misafirin, oyuncaklarını ver, paylaş, sen büyüksün, ortalığı dağıtma, ayıp” vs.

Oysaki gün içerisinde, hiç yakınımız olmayan onca insana katlanır, dış dünyanın onca olumsuz şartlarına tahammül gösteririz.

Büyük şehirde isek, saatlerce trafiğe takılmış olabiliriz. Ama asla inip bir görevliye saldırmayız. En fazla söylenmekle yetinir, katlanmaya devam ederiz. Çünkü ucu bize dokunabilir.

İş yerinde, akşama kadar bir yerimiz üzerine oturup, ya da bütün gün koşuşturup, iş bitirmeye çalışırız. Belki parmak uçlarımız bilgisayar kullanmaktan, ayaklarımız koşuşturmaktan bitap düşer. Üstelik bu kadar uğraşa rağmen, sadece işimizi yapmış  olduğumuz için, kimseden ayrıca bir teşekkür beklemeyiz. Belki, yöneticimizin hakaret dolu konuşmalarına da katlanır, sabır gösterir hatta göze girme çabalarımıza devam ederiz. O kadar uyumluyuzdur ki etrafımızdaki birçok şeyi anlayışla karşılayıp susarız gün boyu.(Demek ki isteyince gayet te duygularımızı kontrol altına alabiliyoruz.)

Ama eve geldiğimizde durum değişir. Ayağımıza dolaşan çocuğumuz için, “bir an önce uyusa” diye gözünün içine bakarız. Yoksa gün sonu diye mi? O zaman telefon çaldı ve patronunuz arıyor. “Amaaan dinleniyorum açamam şimdi” mı dersiniz. Yoksa “Buyurun nasılsınız? “ diye olduğunuz yerde şöyle bir doğrulur musunuz? Bilinçaltımızda yatan çıkar duygusunu kabul etmek istemesek te, çoğunlukla ikinci şekle göre davranırız.

İnsanoğlu her zaman nazının geçtiklerini daha kolay harcarmış. Çünkü “ucu kendine dokunacak bir şey olmadığı için.” Belki gücü yettiği için, belki sevdiklerinin, hep orada ve aynı yerde beklediklerini düşündüğü için…

“İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş” diyen anlamakta güçlük çektiğim, ilginç öz sözlerimiz de var. O da ayrı bir tartışma konusu.

Büyüklerimiz açısından da düşünürsek; “of anne yaaa! Ya da üf amma da çok konuştun, yalnız kalmak istiyorum, Meşgulüm, Neden yemek hazır değil hala! “ diye daha bir çok cümle sarf ettiğimiz olur. Belki o gün, evine gittiğimiz arkadaşımızın ailesine, gayet kibar davranmışız hayranlık duymuşuzdur?

Evli isek; eften püften konulardan ötürü kavga ettiğimiz, gözünün üzerinde kaş var deyip, ilişkilerimiz bozduğumuz, eşlerimiz de var tabi sırada. Bir de dışarıda gördüklerimizle evdeki halleri kıyasladığımız ve üstelik şaka sandığımız sohbetlerimiz? Nedeni ise hep aynı, Orada, hep aynı yerde bekliyorlar olmaları.

Hayır! Aslında kimse orada öylece beklemiyor. Vaz geçilmez olmadığımızı ise zaman öğretiyor bize.

O yaramazlıklarına kızdığımız çocuklarımızı, on yıl sonra mumla arıyoruz. Keşke olsalar, keşke dağıtsalar ortalığı diye. Her kes bir bir gidip yalnız kalınca, o eski cıvıl cıvıl sesler, hayatın ta kendisi olduğunu hatırlatıyor bize. Ama sadece hatıralardan. Çünkü onlar artık gitmişlerdir. Yani hepsinin farklı hayatları vardır. Belki evlenmişlerdir, belki ayrı yaşayacaklardır. Misafir misali gelip gideceklerdir en fazla.

Ya artık yaşamıyor olanlar?  Çocukken düştüğünüzde “ öpeyim geçsin “ diyen ve gerçekten geçtiğini düşündüren o kadın nerede?  “ Of anne yaa! Dediğimiz yüreğimizde bir düğüm oluverir yeri geldiğinde. O çok konuştuğu için sıkıldığımız, sürekli eski kafalı dediğimiz, evin yaşlısı da öyle?

Eşlerimize veya sevdiğimize gelince? Onlar da çekip gitmişlerdir belki hayatımızdan. Kocaman bir “keşke’ler bırakarak geriye. “Keşke şimdiki aklımız olsaydı” değil mi? Sevdiklerimizle her anın tadını çıkarırdık. Eminim öyledir de zaman işte çok adil. Gitti mi gidiyor.

Hakkında Arzu Aytekin